E-Posta: Şifre: Beni Hatırla | Şifremi Unuttum

Yan Etki Yönetimi
 
























  • Anemi


    Anemi kırmızı kan hücrelerinin (KKH/alyuvarlar) anormal düşük düzeyde olmasıdır. KKH vücudun tümüne oksijen taşıyan bir demir proteini olan hemoglobin içerir. KKH düzeyi çok düşük olduğunda, vücudun bölümleri yeterli oksijen alamaz ve düzgün çalışamaz. Anemisi olan kişilerin çoğu kendilerini yorgun ve zayıf hisseder. Anemi ile ilişkili yorgunluk kişinin yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir ve hastaların kanser ve tedavinin yan etkileri ile başa çıkmalarını güçleştirir. Anemi kanser hastalarında, özellikle de kemoterapi görenlerde yaygındır.

    Nedenleri
    KKH'ler kemik iliğinde (büyük kemiklerin içinde bulunan süngerimsi, yağlı doku) yapılır.Böbreklerde yapılan ve eritropoetin adı verilen bir hormon vücuda ne zaman daha fazla KKH yapacağını söyler.Bu nedenle böbrek ya da kemik iliğindeki herhangi bir hasar anemiye neden olabilir.Örneğin:
    ·         Bazı kemoterapiler yeterli KKH yapma yeteneğini bozarak kemik iliğinin düzgün çalışmamasına neden olabilir.
    ·         Kemik iliğini doğrudan etkileyen kanserler (lösemi ya da lenfoma dahil) ya da kemiğe metastaz yapan (yayılan) kanserler kırmızı kan hücresi de dahil olmak üzere normal kemik iliği hücrelerini baskılar.
    ·         Sisplatin ve karboplatin gibi platin kemoterapileri böbreğe zarar vererek eritropoetin üretimini azaltabilir.
    ·         Vücutta geniş alanlara ya da pelviste kemiklere, bacaklara, göğüs ya da abdomene uygulanan radyasyon tedavisi kemik iliğine zarar verebilir.
    ·         Bulantı, kusma ve iştah kaybı KKB yapımı için gerekli olan demir, B12 vitamini ve folik asit gibi besinlerin eksikliğine neden olabilir.
    ·         Ameliyat sonucunda ya da iç kanamaya neden olan bir tümör nedeniyle gelişen kanama, kırmızı kan hücreleri yerine konmasından daha hızlı kaybedildiğinde, anemiye yol açabilir.
    ·         Vücudun kanser hücrelerine karşı bağışıklık sistemi yanıtı da anemiye neden olabilir; buna kronik hastalık anemisi adı verilir.
     
    Belirti ve semptomlar
    Anemisi olan kişilerde aşağıdaki semptomlardan bazıları olabilir:
     
    ·         Yorgunluk
    ·         Kas güçsüzlüğü
    ·         Hızlı ya da düzensiz kalp atımı ve geçici göğüs ağrısı
    ·         Solunum güçlüğü ya da nefes darlığı
    ·         Baş dönmesi ya da baygınlık
    ·         Solukluk (soluk deri ya da dudaklar)
    ·         Baş ağrıları
    ·         Konsantrasyon güçlüğü
    ·         Uykusuzluk (insomnia)
    ·         Sıcaklığı koruma güçlüğü
    ·         Kanama sorunları
     
    Tanı ve tedavi
    Anemi tanısı, KKH sayısı ya da oranını ve kişinin kanındaki hemoglobin miktarını ölçen bir kan testi ile konulur. Belli tipte kanseri olan ya da anemiye neden olduğu bilinen kanser tedavisi gören kişilere düzenli olarak kan testleri, anemi ve diğer kan ile ilgili komplikasyonlara bakmak için genellikle bir tam kan sayımı (CBC/TKS) yapılabilir.
     
    Anemi semptomlara neden olduğunda kanser hastalarına KKH transfüzyonu yapılması gerekebilir. Kemoterapinin neden olduğu anemisi olan bazı kişiler eritropoezis uyarıcı ilaçlar (ESA) ile tedavi edilebilir. Bu ilaçlar laboratuvarda geliştirilmiş eritropoetin formlarıdır ve kemik iliğinin daha fazla KKH yapmasını sağlayarak iş görür. İki ilaç da bir dizi enjeksiyon halinde uygulanır ve iş görmeye başlamaları 4 haftayı bulabilir.
     
    Eksikliklerinin aneminize katkıda bulunduğu saptanırsa, doktorunuz demir ya da folik asit hapları ya da B12 vitamini verebilir. Demirden (kırmızı et, kuru fasulye ya da meyve, badem, brokoli ve zenginleştirilmiş ekmek ve tahıllar) ya da folik asitten (zenginleştirilmiş ekmek ve tahıllar, kuşkonmaz, brokoli, ıspanak ve lima fasulyesi) zengin gıdalar alınması yararlı olabilir.

     
  • Anksiyete


    Kanser hastalarının yaklaşık %30’unda yoğun üzüntü, korku ve kaygı olarak tanımlanan anksiyete mevcuttur. Anksiyete akut (hızla sona eren kısa ataklar halinde ortaya çıkan) ya da kronik (zaman içinde devam eden) olabilir. Anksiyete bazen hormon üreten bir tümör ya da kontrol edilemeyen ağrı gibi fiziksel bir durumdan kaynaklanır. Bununla birlikte sıklıkla aşağıdaki korkular anksiyeteye neden olur:
     
    ·         Ölüm ya da ölüm süreci
    ·         Kanser rekürrensi (tekrarlaması) ya da metastaz (yayılması)
    ·         Ağrı
    ·         Kontrol kaybı
    ·         Bağımlılık ya da terk edilme
    ·         Vücuttaki değişimler
    ·         Özellikle iğne içerenler olmak üzere işlemler ve testler
    ·         Kemoterapi gibi belli tedaviler
    ·         Test sonuçları
     
    Anksiyete ve korku birkaç haftadan daha uzun süre yaşamınıza engel olduğunda, tedavi için başvurmayı düşünün.
     
    Akut anksiyete semptomları
    Kısa ataklar halinde ortaya çıkan anksiyete, sıklıkla anksiyete atağı olarak adlandırılır. Bir anksiyete atağının semptomları aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Kalp çarpıntısı ya da hızlı kalp atımı
    ·         Yüksek kan basıncı
    ·         Göğüs ağrısı
    ·         Nefes darlığı
    ·         Boğulma hissi
    ·         Terleme, üşüme ya da sıcak basması
    ·         Baş dönmesi ve sersemlik
    ·         Titreme
    ·         Kaşıntı ya da deride yanma hissi
    ·         Bulantı
    ·         Abdominal ağrı (karın ağrısı)
    ·         Göğüste yanma
    ·         Diyare (ishal)
    ·         Korku ya da dehşet hisleri
    ·         Kendinizden ya da çevrenizden ayrılma hissi
     
    Kronik anksiyete semptomları
    Daha uzun sürede ortaya çıkan kronik anksiyete semptomları aşağıdakilerden birini ya da daha fazlasını içerebilir:
     
    ·         Aşırı endişe
    ·         Huzursuzluk
    ·         Kas gerginliği
    ·         İnsomni (uyku sorunları)
    ·         İrritabilite
    ·         Yorgunluk
    ·         Konsantrasyon güçlüğü
    ·         Karar verme güçlüğü
     
    Tanı
    Anksiyete tanısına yardımcı olması için doktor size aşağıdakiler hakkında soru sorabilir:
     
    ·         Kanser tanısı öncesinde bir anksiyete bozukluğunun varlığı
    ·         Posttravmatik stres bozukluğu (PTSD), panik ya da yaygın anksiyete bozukluğuna (GAD) ait yeni bir tanı
    ·         İğne, biyopsi, transfüzyon ya da kemoterapi gibi belli tedavilere karşı geliştirilen her türlü yeni fobiler (korkular)
    ·         Depresyon ya da madde kötüye kullanım sorunlarına ilişkin bir öykü
    Doktor anksiyetenin aşağıdaki fiziksel nedenlerini de arayabilir:
    ·         Hormon üreten tümörler
    ·         Kontrolsüz ağrı
    ·         Nefes darlığı
    ·         Kan şekeri, kalsiyum ya da magnezyum dengesizliği
    ·         Hipertiroidizm (tiroid hormonunun aşırı düzeyde olması)
    ·         Enfeksiyon
    ·         Beyinde başlayan ya da beyine yayılmış kanser
    ·         Antidepresan ya da bulantı önleyici ilaçlar gibi ilaçlar
     
    Anksiyete yönetimi
    Anksiyete için sıklıkla en iyi tedavi, vücudun strese karşı reaksiyonunu azaltma tekniklerini içerir. Anksiyeteyi azaltmak için kullanılan bu davranışçı teknikler anksiyete semptomlarını geçirmediğinde, özellikle anksiyetenin şiddetli olduğu durumlarda kullanılmak üzere anksiyete tedavisi için ilaçlar mevcuttur. Anksiyete yönetimindeki davranışçı yaklaşım aşağıdakileri içerir:
     
    Korkunuzu anlamaya çalışın. Anksiyetesi olan bazı insanlar saptayamadıkları bir kaygı ve korku hissi duyarlar. Örneğin gerekli bir işlem için duyduğunuz korkuda olduğu gibi korkunuzun çözümü olmasa da korkularınızı olabildiğince ayrıştırmanın yararı olur.
     
    Doktorunuzla konuşun. Hislerinizi ve korkularınızı olabildiğince açık biçimde ifade etmeye çalışın. Belli bir test, işlem ya da tedavi öncesinde kaygı hissediyorsanız, doktorunuz işlemi açıklayarak ve kaygılarınızı yanıtlayarak sizin hazırlanmanıza yardımcı olabilir. Doktorunuz kaygılarınızı dinleyerek, gerçekçi güvenceler vererek ve sizi gerekli olan tüm bilgiye sahip olduğunuza ikna ederek size yardımcı olabilir.
     
    Anksiyeteyi kötüleştirecek davranışlardan kaçının. Yeterli uyuyun, ağrınızın yeterli biçimde kontrol edilmesi için doktorunuz ya da hemşireniz ile konuşun ve bazı ilaçlar (antihistaminikler gibi) ve kafeinli içeceklerden kaçının. Sigara bırakma ile ilgili semptomlar da anksiyeteye neden olabilir; bu semptomların yönetimine ilişkin yollar hakkında doktorunuzla konuşun.
     
    Gevşeme egzersizleri. Aşağıdaki gevşeme teknikleri anksiyetenin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bu teknikler konusunda yardımcı olabilecek kişi ya da hizmet sağlayıcı kuruluşları doktorunuza sorun:
     
    ·         Solunuma odaklanma
    ·         Kas gevşetme
    ·         Yönlendirilmiş hayal gücü (imgelem)
    ·         Meditasyon
    ·         Hipnoz
    ·         Biyolojik geri bildirim (insanların kalp atımı gibi vücut yanıtlarını kontrol etmek için zihinlerini kullandıkları bir yöntem)
    ·         Yoga
     
    Bir danışman ile konuşun. Ruh sağlığı (mental (zihinsel) sağlık) uzmanları insanların anksiyete ile başa çıkması konusunda yardım etmek üzere eğitilir ve bazıları kanser hastaları ile çalışmak üzere uzmanlaşmıştır. Bir danışmanı nasıl bulacağınızı öğrenin.
     
    Katılın. Bir destek grubuna ya da bir kanser kuruluşuna katılmak anksiyete ile başa çıkmanızda yardımcı olabilir.
     
     İlaç. Şiddetli akut anksiyetesi olan kişilerin yukarıdaki tekniklerden birini denemeden önce ilaç almaları gerekebilir. Bununla birlikte, çoğu kişi yalnızca diğer davranışçı teknikler işe yaramadığında ilaç kullanmayı dener. Bazı ilaçlar anksiyeteyi saatler içinde çok hızla azaltır. Birkaç hafta sonra da anksiyete ciddi bir sorun olmayı sürdürürse, doktorunuz kronik anksiyete için daha uygun olan başka türde bir ilaç önerebilir.

     
  • İştah Kaybı


    Kanser ve kanser tedavisi ile birlikte iştah değişikliği yaygın görülür. İştahsız ya da iştah kaybı olan insanlar normalden daha az yiyebilir, kendini hiç aç hissetmez ya da az miktarda yedikten sonra kendini tok (doymuş) hisseder. Sürekli iştah kaybı kilo kaybına, malnütrisyona, kas kitlesi ve gücünde azalmaya yol açabilir. Tükenme olarak da adlandırılır kilo kaybı ile kas kitlesi kaybının birleşimi için kaşeksi terimi kullanılır.
     
    Nedenleri
    İştah kaybı kanserli kişilerde yaygındır. Over, pankreas ve mide kanseri gibi belli kanserler genellikle kişinin metabolizmasını etkileyerek iştah kaybına neden olabilir. Kanser ile ilgili kilo kaybı ciddi olabilir çünkü kişi kas kitlesi de kaybeder. İştah kaybı ileri evre kanseri olan kişilerin %80-90'ında da ortaya çıkar. Bunun nedenleri arasında aşağıdakiler vardır:
     
    ·         Metabolizma değişiklikleri
    ·         Asit (karında sıvı birikimi) nedeniyle erken doyma (tokluk hissi)
    ·         Diğer kanser semptomları.
    İştah kaybının diğer nedenleri arasında aşağıdakiler vardır:
    ·         Kemoterapi
    ·         İmmünoterapi
    ·         Sedatif ilaçlar (rahatlama ya da uykuya neden olan ilaçlar).
     
    Ek olarak, mide ve bağırsak gibi gastrointestinal organ bölümlerine uygulanan radyasyon ya da cerrahi tedavi de iştah kaybına neden olabilir.
    Kemoterapi ve radyasyon tedavisi ile yaygın görülen, aşağıda sıralanmış yan etkilerin bazıları da iştah kaybına neden olabilir:
     
    ·         Bulantı ve kusma
    ·         Ağız yaraları ve ağızda ağrı
    ·         Ağız kuruluğu
    ·         Yutma güçlüğü
    ·         Çiğneme güçlüğü
    ·         Tat alma ve koku duyusu değişiklikleri
    ·         Ağrı
    ·         Yorgunluk
    ·         Depresyon
     
    Yönetim
    İştah kaybı tedavisinin ilk adımı, mümkünse altta yatan nedenin tedavi edilmesidir. Ağız yaraları, ağız kuruluğu, ağrı ya da depresyon gibi durumların tedavisinin iştahın düzelmesine yardımcı olması beklenir. İştah kaybı ve ilişkili kilo kaybının ek tedavileri iştah açıcı ilaçlar, gıdaların bağırsaklara hareketine yardımcı olan ilaçlar, beslenme desteği içecekleri ve tüp ile beslenmeyi (sıklıkla burundan mideye ulaştırılan bir nazogastrik tüp ile) içerebilir.

    Canınız yemek istemeyebilir fakat iyi beslenmenin ve sağlıklı kilonuzu korumanın iyileşmenizin önemli bir parçası olduğunu anımsamanız önemlidir. İyi beslenme, kişinin kanser ve kanser tedavisinin etkileri ile fiziksel ve ruhsal olarak daha iyi başa çıkmasına yardımcı olabilir.

    Aşağıdaki ipuçları iştahınız azken uygun beslenmeyi sağlamak için yararlı olabilir:
     
    ·         Günde 5-6 küçük öğün halinde yemek yiyin ve kendinizi ne zaman aç hissederseniz bir şeyler atıştırın.
    ·         Günün hangi zamanlarında acıktığınızı saptayın, bu zamanlarda yediğinizden emin olun ve yediğiniz miktara sınır koymayın.
    ·         Kalori ve protein içeriği yüksek besleyici yiyecekleri tercih edin (örneğin kuru meyve, fındık, yoğurt, peynir, yumurta, milkshake, dondurma, tahıl, puding ve krokanlı bar).
    ·         En sevdiğiniz yiyecekleri atıştırmak için elinizin altında bulundurun.
    ·         Yiyeceklere salça, sos, tereyağı, peynir, fıstık ezmesi, krema ve kuru yemiş katarak kalori ve proteinini artırın.
    ·         Sıvıları öğün yerine öğün aralarında için. Öğün sırasında içmek çok çabuk doymanıza neden olabilir.
    ·         Süt ya da milkshake gibi besleyici ya da doyurucu içecekleri tercih edin.
    ·         Yemek pişirmek için çok yorgun olduğunuzda aile üyelerinden ya da arkadaşlarınızdan yemek hazırlamalarını isteyin. Onlardan alışveriş yapmalarını ya da hazır gıdalar almalarını isteyin.
    ·         Hoş ortamlarda yemek yemeğe çalışın ve öğünlerinizi aileniz ya da arkadaşlarınızla yiyin.
    ·         Koku ve tatlarını azalmak için yiyeceklerin soğuk ya da oda sıcaklığında yiyin.
    ·         Doktorunuzdan bulantı, kusma ve konstipasyon (kabızlık) gibi diğer gastrointestinal semptomları geçirecek yollar hakkında bilgi alın.
    ·         Tat duyunuzda azalma varsa, yiyecekleri daha çekici hale getirmek için baharat ve çeşniler katmayı deneyin.
    ·         İştahınızı açmak için öğünlerden yaklaşık bir saat önce 20 dakikalık yürüyüş gibi hafif egzersizler yapın. (Bir egzersiz programına başlamadan önce doktorunuza danışın.) Egzersiz kas kitlenizi korumanıza da yardımcı olur.
    ·         Öğün planlama konusunda ek öneriler almak için (kayıtlı) bir diyetisyen ile görüşün.

     
  • Kanama ve Pıhtılaşma Sorunları


    Koagülasyon adı verilen normal kan pıhtılaşması, kan hücreleri (trombosit veya plateletler) ve kandaki çeşitli proteinlerin (pıhtılaşma ya da koagülasyon faktörleri) kesik kan damarlarını onarmak ve kanamayı kontrol etmek için bir araya geldiği karmaşık bir süreçtir.

    Koagülopatiler (kan pıhtılaşma sistemi bozuklukları) pıhtılaşma faktörlerinin olmaması ya da zarar görmesi veya trombosit sayısında ya da işlevinde sorun olması halinde ortaya çıkar. Koagülopatiler, kanama bozuklukları (hemorajik bozukluklar) ve pıhtılaşma bozukluklarını (trombotik bozukluklar ya da hiperkoagülasyon durumları) içerir.

    Kanama bozukluklarında kan yeterince hızlı pıhtılaşmaz ve uzamış ya da aşırı kanamaya yol açar. Pıhtılaşma bozukluklarında kan çok hızlı pıhtılaşır ve toplardamar ve atardamarlarda pıhtılara yol açabilir.
     
    Nedenleri
    Bazı koagülopatiler kalıtsaldır, diğerleri ise hastalıklar ya da bazı ilaç tedavileri sonucu gelişir.

    Kanama sorunlarının nedenleri aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Hemofili (kanın normal biçimde pıhtılaşmadığı bir hastalık) ve von Willebrand hastalığı (pıhtılaşma faktörlerinin olmadığı ya da iyi iş görmediği bir kanama bozukluğu) gibi kalıtsal bozukluklar
    ·         K vitamini eksikliği
    ·         Karaciğer kanseri
    ·         Karaciğere metastaz yapan (yayılan) meme, kolon ve pankreas kanseri gibi kanserler
    ·         Hepatit (karaciğerde bir enfeksiyon) ve karaciğer sirozu (karaciğerin kronik bir hastalığı, karaciğerin skarlaşması) içeren diğer karaciğer bozuklukları
    ·         Güçlü antibiyotik ya da antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçların uzun süreli kullanımı
    ·         Anjiyogenez inhibitörleri (yeni kan damarı büyümesi ve gelişmesini önleyen kanser ilaçları)
    ·         Trombositopeni, yani bazı kanser türleri (lösemi ve lenfoma), kemoterapi ve diğer ilaçların neden olduğu kan trombositleri düzeyinin olağandışı düşüklüğü
    ·         Anemi, yani kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) düzeyinin olağandışı düşüklüğü
    ·         Kanser ile ilgili olmayan diğer bozukluklar
     
    Pıhtılaşma sorunlarının nedenleri aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Aşağıdakiler dahil kalıtsal durumlar:
    o    Faktör V Leiden bozukluğu (kan pıhtılaşması için gerekli bir gen; bu geninde bozukluğu olan kişilerin pıhtılaşma sorunları riski daha fazladır),
    o    Protein C eksikliği (kan pıhtısı riskini artıran bir bozukluk),
    o    Antitrombin III eksikliği (anormal kan pıhtısına neden olabilecek bir bozukluk)
    ·         İnce bağırsak, özofagus ve uterusu da içeren organlarda adenokarsinom (iç organlardaki hücrelerde başlayan kanser tipi).
    ·         Miyeloproliferatif bozukluklar (bazı lösemi tiplerinde olduğu gibi, kan hücrelerinin aşırı üretimine yol açan bozukluklar)
    ·         Doğum kontrol hapı ya da tamoksifen (Nolvadex) kullanımı
    ·         Cerrahi
    ·         Lupus dahil olmak üzere kanser ile ilgili olmayan diğer bozukluklar
     
    Semptomlar
    Kanama bozuklukları olan kişilerde aşağıdaki semptomlar olabilir:
     
    ·         Aşırı kanayan kesikler
    ·         Beklenmedik berelenme
    ·         Peteşi (deri altında küçük mor ya da kırmızı noktalar)
    ·         Normalden çok ya da uzun adet kanaması
    ·         Sıklıkla kahve telvesi görünümünde olmak üzere kusmukta kan
    ·         Siyah ya da kanlı gaita (dışkı, bağırsak hareketleri) ya da kırmızımsı/pembemsi idrar
    ·         Baş dönmesi, baş ağrısı ya da görmede değişiklikler
    ·         Eklem ağrısı
    ·         Dişeti kanaması
     
    Pıhtılaşma bozukluklarının en yaygın semptomu tromboz adı verilen bir kan pıhtısıdır. Bir tromboz yüzeysel toplardamarlarda (deri yüzeyine yakın toplardamarlarda), derin toplardamarlarda ya da atardamarlarda ortaya çıkabilir. Yüzeysel bir tromboz tehlikeli değildir fakat variköz (varisli) toplardamarlara neden olabilir.

    Bir derin ven trombozu (DVT) pıhtı parçasının kopup akciğerlere yerleşmesiyle pulmoner embolizm adı verilen durum geliştiğinde yaşamı tehdit edebilir. DVT en yaygın bacaklarda ortaya çıkar ve semptomları ağrı, kızarıklık ve şişliktir. Pulmoner embolizm semptomları göğüs ağrısı ve nefes darlığını içerir. Atardamar trombozu son derece tehlikelidir ve kalp krizi, inme ya da organ hasarına neden olabilir.
     
    Tanı
    Kanama ve pıhtılaşma bozukluklarına tıbbi öykü, fizik muayene ve laboratuvar testleri ile tanı konulur. Kan testleri tam kan sayımı (CBC), protrombin zamanı (PT ya da INR), aktif parsiyel tromboplastin zamanı (APTT), trombosit sayısı, kan pıhtılaşma hızını kontrol eden testler ve kan proteinlerinin eksikliğini kontrol eden testleri içerir.
     
    Tedavi
    Kanama ve pıhtılaşma bozukluklarının tedavisi altta yatan nedene bağlıdır. Mümkünse kanser ya da karaciğer hastalığı gibi altta yatan neden tedavi edilir. Ek tedaviler arasında aşağıdakiler bulunur:
     
    ·         K vitamini enjeksiyonları
    ·         Antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçlar
    ·         Pıhtılaşma faktör ürünleri ya da kan pıhtılaştırıcı ilaçlar
    ·         Kan plazması ya da trombosit transfüzyonları
    ·         Trombosit sorunlarını tedavi etmek için hidroksiüre ve oprelvekini içeren diğer ilaçlar

     
  • Bilişsel Sorunlar


    Bilişsel eksiklik ya da bilişsel işlev bozukluğu olarak da adlandırılan bilişsel sorunlar, bir kişide dikkat, düşünme ve bellek gibi mental (zihinsel) işlevleri içeren de bilgi işlem sürecinde güçlük olduğunda ortaya çıkar.

    Çocuklar da dahil olmak üzere kemoterapi gören insanların yaklaşık %20’si bazı bilişsel yan etki sorunları yaşayacaktır. Karşılaştıkları güçlüklerin şiddeti değişebilir ve günlük aktivitelerini yapmalarını güçleştirebilir.

    Şiddetli bilişsel sorunlar yaşayan kişiler, doktorları ve/veya sosyal hizmet uzmanları ile karşılaştıkları sorunlarla başa çıkmanın yolları hakkında konuşmak için desteklenmelidir.
     
    Semptomlar
    Bilişsel sorunlar birçok alanda güçlükler içerir, örneğin:
     
    ·         Konsantrasyon ya da dikkatini yöneltme güçlüğü (kısa dikkat süresi)
    ·         Bellek kaybı ya da anımsama güçlüğü (özellikle kısa süreli bellek ile ilgili sorunlar)
    ·         Kavrama ya da anlama sorunları
    ·         Yargılama ve akıl yürütme güçlükleri
    ·         Aritmetik, organizasyon ve dil becerilerinde bozukluk (düşünceleri organize edememe, doğru sözcüğü bulamama ya da çek defterini veya banka hesap cüzdanını kontrol edememe gibi)
    ·         Çoklu görevleri yerine getirme sorunları (çok görevlilik)
    ·         Mantıksız davranış, mizaç değişimleri, uygunsuz öfke ya da ağlama ve sosyal olarak uygunsuz davranış (inhibisyon bozukluğu, dürtüleri kontrol edememe) gibi davranışsal ve emosyonel değişiklikler
    ·         Konfüzyon (deliryum)
     
    Ek olarak, "kemobeyin,” bazen de “kemo-sis,” kemoterapi aldıktan sonra bazı insanlarda ortaya çıkan bilişsel sorunları tanımlamak için kanserden sağ kalanları tarif ederken kullanılan bir terimdir. Bu insanlar bellek, düşünme ve konsantrasyon gibi mental (zihinsel) becerilerde uzun süreli sorunlar yaşayabilirler. İnsanlar bazen kemobeyinin mental (zihinsel) bir sis perdesi altında olmaya benzediğini söyler.
     
    Nedenleri
    Kanser, kanser tedavileri, ilaçlar ya da aşağıdaki türden diğer bozuklukları içeren birçok neden bilişsel bozukluklara yol açabilir:
     
    ·         Beyin kanseri
    ·         Beyine metastaz yapan (yayılan) diğer kanserler
    ·         Özellikle yüksek doz olmak üzere kemoterapi
    ·         Baş ve boyuna ya da tüm vücuda radyasyon tedavisi
    ·         Biyopsi sırasında ya da bir kanser tümörünün çıkarılması sırasında beyin alanlarının hasar görebileceği ya da bozulabileceği beyin ameliyatı
    ·         Hormon tedavisi
    ·         İmmünoterapi (interferon [Roferon-A, Intron A, Alferon N] ve interlökin-2 [Proleukin] dahil)
    ·         İlaçlar: bazı bulantı önleyici ilaçlar, antibiyotikler, ağrı kesiciler, immünosüpresanlar, antidepresanlar, anksiyete ilaçları, kalp ilaçları ve uyku bozukluğunu tedavi eden ilaçlar dahil
    ·         Enfeksiyonlar: özellikle merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik) enfeksiyonları ve yüksek ateşe neden olan enfeksiyonlar
    ·         Kanser ve kanser tedavisi ile ilgili diğer durumlar: anemi, yorgunluk, stres, depresyon, insomni, hiperkalsemi (kan kalsiyumu yüksekliği) ve dehidratasyona ya da organ yetmezliğine neden olan elektrolit (vücudunuzda potasyum ve sodyum gibi bir mineral) dengesizliği dahil
    ·         Demir, B vitamini ya da folik asit gibi spesifik vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde olmaması
    ·         Kanser ile ilgili olmayan diğer beyin ve sinir sistemi bozuklukları
     
    Yönetim
    Anemi ya da bir elektrolit dengesizliği gibi geri dönüşümlü bir durumun neden olduğu bilişsel sorunlar, genellikle bu durumun tedavisi sonrasında düzelir. Benzer biçimde bir ilacın yol açtığı sorunların da ilaç kesildikten sonra geçmesi beklenir. Beyindeki kanser ile ilgili sorunlar genellikle tedavi ile düzelir fakat bazı semptomlar sürebilir. Ne yazık ki, kemoterapi (kemobeyin gibi), radyasyon tedavisi ya da diğer kanser tedavileri ile ilgili bilişsel sorunlar kalıcı olabilir. Bu uzun süreli bilişsel sorunların tedavi yönetimi aşağıdakileri içerebilir:
     
    ·         Uyarıcılar, antidepresanlar ve opiyat antagonistleri dahil olmak üzere ilaçlar
    ·         Günlük yaşam aktiviteleri ve iş ile ilgili beceriler açısından insanlara yardımcı olmak amacıyla meşguliyet tedavisi ve rehabilitasyon
    ·         Hastaların bilişsel becerilerini düzeltmeye ve bilişsel sorunları ile başa çıkma yolları bulmalarına yardımcı olacak bilişsel rehabilitasyon (nöropsikolojik rehabilitasyon olarak da bilinir) ve bilişsel eğitim
     
    Bilişsel sorunlarla baş etmeye yönelik öneriler
    ·         Randevu, aktivite ve önemli tarihleri anımsayabilmek için bir takvim ya da günlük ajanda kullanın.
    ·         İnsanlardan bilgileri tekrar etmelerini ve yeni bilgileri (isim ve telefon numarası) yazmalarını isteyin; konuşmalar sırasında bir kayıt cihazı kullanın ya da not alın.
    ·         Hatırlatıcı notlar kullanın ve liste yapın.
    ·         Bulmaca ya da yap-boz, resim yapmak, bir müzik aleti çalmak ya da yeni bir hobi öğrenmek gibi beyin güçlendirici mental (zihinsel) aktiviteler ile beyin egzersizi yapın.
    ·         Fizik aktivite mental (zihinsel) uyanıklığı artırabilir. Yürüme ve yüzme gibi sporlar ile yoga ya da bahçecilik yapmayı deneyin.
     
    Çocuklarda bilişsel sorunlar
    Küçük çocuklar özellikle uzun süreli bilişsel gerilemeye (cognitive setbacks) duyarlıdır. Bu uzun süreli eksiklikler en yaygın olarak baş ve boyun radyasyonu gibi doğrudan merkezi sinir sistemine (MSS) yönelik radyasyon tedavisi, total vücut radyasyon tedavisi ve doğrudan omuriliğe (intratekal kemoterapi) ya da beyine (intraventriküler kemoterapi) yönelik kemoterapi gören çocuklarda ortaya çıkar. Merkezi Sinir Sistemine yönelik kemoterapi ve/veya radyasyon tedavisi en yaygın olarak MSS tümörleri, baş ve boyun sarkomu ve akut lenfoblastik lösemi (ALL) tedavisinde kullanılır. Bilişsel eksikliklere en duyarlı olan çocuklar beş yaşından önce tedavi edilmiş olanlardır.
     
    Uzun süreli bilişsel eksiklikler tedavinin sonlanmasından aylar ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir ve yetişkinlikte de sürebilir. Çocuklukta kanser geçirmiş olanlarda uzun süreli bilişsel eksiklikler aşağıdakileri içerebilir:
     
    ·         Toplam zekada azalma (düşük IQ)
    ·         Öğrenme güçlükleri
    ·         Dikkat süresinde azalma ve dikkat eksikliği bozuklukları
    ·         Sosyal, emosyonel ve davranışsal gelişim dahil olmak üzere gelişmede gecikme
    ·         Akademik başarının düşük olması (özellikle okuma, dil ve matematik)
    ·         Alıcı ve ifade edici dil becerilerinde azalma
    ·         Sözel ve sözel olmayan bellek becerilerinde azalma
     
    Meşguliyet tedavisi, konuşma tedavisi, davranış tedavisi, sosyal beceri eğitimi, bilişsel rehabilitasyon ve (dikkat eksikliği bozukluklarında metilfenidat gibi) ilaçlarla çocuklara yardım edilebilir. Bazı çocukların okulda öğrenmeye ya da dikkati sürdürmeye yönelik yeni yollar öğrenmeleri gerekebilir.

    Duruma özel okuma ve matematik eğitimi, özel öğretim programları ve IEP (kişiye özel öğretim programlar) gibi okul içinde ek seçenekler de yararlı olabilir. En fazla yararı erken müdahalenin sağladığı görüldüğünden, ebeveynlerin olası bilişsel sorunların farkında olması ve bir sorundan şüphelendiklerinde en kısa zamanda çocuklarının pediatrist ya da onkoloji uzmanı ile konuşmaları önemlidir.

     
  • Konstipasyon


    Konstipasyon (kabızlık) kanserli kişilerde yaygın görülen bir semptomdur. Vücudun daha fazla sıvı emmeye başlaması nedeniyle oluşabilir ya da bağırsak sisteminde gıdaların ileriye doğru hareketini sağlayan gıda sinyallerinin yavaşlamaya başlaması sonucu gelişir.
     
    Semptomlar
    Konstipasyonu olan insanlarda aşağıdaki semptomlar görülebilir:
     
    ·         Ağrı
    ·         Karında şişlik
    ·         İştah kaybı
    ·         Bulantı ve kusma
    ·         İdrar yapamama
    ·         Konfüzyon
     
    Nedenleri
    Aşağıda sıralanan kanser ile faktörler ve kanser tedavileri de konstipasyona neden olabilir:
     
    ·         Antasid; bulantı ve kusma, nöbet, depresyon, diyare ya da kan basıncı tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar; demir destekleri; kemoterapi; ağrı kesiciler gibi ilaçlar
    ·         Az yemek yemek
    ·         Bağırsak tıkanıklığı
    ·         Dehidratasyon (sıvı kaybı)
    ·         Hareketsizlik (hareket azlığı)
    ·         Tümör baskılaması (omuriliğe bası yapan kanser)
    ·         Kanda kalsiyum düzeyinin yüksek olması
    ·         Düşük potasyum düzeyleri
    ·         Tiroid sorunları
    ·         Diyabet
     
    Tanı
    Konstipasyon tedavisinin planlanmasında, doktorunuz rektumunuzu tıkayan bir tümör olmadığından emin olmak ve rektumunuzda sert bir gaita olup olmadığını kontrol etmek için bir rektal muayene yapabilir. Ayrıca size aşağıdakiler hakkında soru sorabilir:
     
    ·         Kanser öncesinde ve güncel olarak bağırsak alışkanlıklarınız
    ·         Konstipasyona neden olabilecek ilaç kullanımı
    ·         Yakın zamandaki gıda ve sıvı tüketiminiz
    ·         Diğer hastalık ya da rahatsızlıklar
     
    Tedavi
    Konstipasyonun uygun biçimde tedavi edilmesi çok önemlidir. Tedavi edilmediğinde konstipasyon ince bağırsak ya da rektumda hasara, dehidratasyona ya da bağırsak tıkanıklığına neden olabilir. Ayrıca ağızdan alınan ilaçların vücut tarafından emilimini yavaşlatabilir. Konstipasyonun kontrol edilmesinde aşağıdaki öneriler yardımcı olabilir:
     
    ·         Daha fazla sıvı tüketin.
    ·         Ağızdan ya da rektumdan laksatif kullanın.
    ·         Konstipasyona yol açan ilacın dozunu değiştirin ya da ilacı almayı bırakın (doktorunuzun kontrolü altında).
    ·         Daha fazla lifli gıda tüketin ya da diyetinize lif eklemek için psilyum ya da metilselüloz alın.
    ·         Mümkünse, fizik aktivitenizi artırır.
    ·         Lavman ya da rektal fitil kullanın.

     
  • Depresyon


    Depresyon kanser hastalarında yaygın olabilir fakat sıklıkla tanı konulmaz. Bununla birlikte, bu durum kanser hastalarının tümünün depresyonda olduğu anlamına gelmez. Depresyon semptomları olanlar için kişinin sağlık ekibi bu durumun tedavi yönetimi ve tedavisinde birçok yola sahiptir.
     
    Semptomlar
    Depresyonun en yaygın görülen iki semptomu depresif mizaç ve normal aktivitelere karşı ilginin ya da zevk almanın kaybolmasıdır. Diğer depresyon semptomları aşağıdakileri içerebilir:
     
    ·         İnsomni ya da diğer uyku bozuklukları
    ·         Kilo değişimi (artış ya da azalma)
    ·         İştah değişikliği
    ·         Yorgunluk ve enerji kaybı
    ·         İrritabilite hissi ya da ajitasyon
    ·         Değersizlik ya da suçluluk hissi
    ·         Umutsuzluk ya da çaresizlik hissi
    ·         Kendine zarar verme ya da intihar düşünceleri
    ·         Ölüm ile ilgili düşünceler
    ·         Bellek ya da konsantrasyon ile ilgili güçlük
    ·         Sosyal geri çekilme
    ·         Ağlama nöbetleri
    ·         Yavaşlama hissi
     
    Genel olarak, bir kişide depresif mizaç geliştiğinde ya da daha önce hoşlandığı aktivitelere karşı ilgisini kaybettiğinde ve yukarıda sıralanan semptomlardan en az dördünün iki haftadan daha uzun sürmesi halinde tedavi talebi ile doktora başvurması önerilir.
     
    Risk faktörleri ve tanı
    Aşağıdakiler kanseri olan bir kişide depresyon gelişme olasılığını artırabilir:
     
    ·         Kanser tanısı öncesine ilişkin depresyon öyküsü
    ·         Alkolizm ya da ilaç kötüye kullanım öyküsü
    ·         Kanser ya da kanser tedavisi nedeniyle artmış fiziksel güçsüzlük ve rahatsızlık
    ·         Kontrolsüz ağrı
    ·         İlaçlar (bazı ilaçlar depresyonu tetikleyebilir)
    ·         İlerlemiş kanser
    ·         Kalsiyum, sodyum, potasyum, B12 vitamini ya da folat dengesizliği
    ·         Diğer beslenme sorunları
    ·         Beyinde başlamış ya da beyine yayılmış kanserden kaynaklanan nörolojik güçlükler
    ·         Hipertiroidizm (tiroid hormonunun aşırı düzeyde olması) ya da hipotiroidizm (yeterli tiroid hormonu olmaması)
     
    Doktorlar depresyon tanısı için birçok test kullanabilir; bunların çoğu "Çoğu zaman depresif misiniz?” gibi davranış, duygu ve düşünceleriniz hakkında bir dizi sorudan oluşur. Araştırmalar depresyonu olan kanserli hastalar arasında intihar oranının kanseri olmayan depresyon hastalarına göre daha yüksek olduğunu gösterdiğinden, depresyon tedavisi için bir doktora danışmak önemlidir.
     
    Depresyonun tedavi yönetimi ve tedavisi
    Neredeyse depresyonların tümü tedavi edilebilir. Depresyon tedavisi kanseri olan bir kişinin her iki hastalıkla da baş etmesine yardımcı olur ve sıklıkla psikolojik tedavi ve antidepresan ilaç tedavisi kombinasyonundan oluşur. Psikolojik tedavi yöntemleri baş etme ve sorun çözme becerilerinin artırılmasına, destek bulmaya ve olumsuz düşüncelerin yeniden biçimlendirilmesinin öğretilmesine odaklanır.

    En yaygın kullanılan yöntemler, bireysel psikoterapi (bir psikolog/psikiyatrist ile kişinin depresyonunun altında yatan nedenlere yönelik bireysel danışmanlık) ve bilişsel davranışsal tedaviyi (kişinin düşünce ve davranış örüntüsünün değiştirilmesi) içerir. Ek olarak, kanser destek grupları depresyon geçiren bazı kanser hastalarına yardımcı olabilir.
    Kontrolsüz ağrı depresyon ile ilişkili olduğundan, hastaların ağrı ve yorgunluk gibi diğer semptomların tedavisi için yardım istemeleri önemlidir.
     
    İlaçlar
    Doktorunuz antidepresan adı verilen ilaçlar önerebilir. Antidepresanların çoğu depresyona neden olan beyin kimyasını değiştirerek depresyonu tedavi eder. Siz ve doktorunuz sonraki adımın ilaç olduğuna karar verirseniz, aşağıdakileri aklınızda tutun:
     
    ·         Çeşitli antidepresan tiplerinin cinsel yan etkiler, bulantı, insomni, ağız kuruluğu ya da kalp sorunları gibi farklı yan etkileri vardır. Bazı ilaçlar anksiyeteye de yardımcı olabilir ya da diğerlerinden daha çabuk etki gösterir. Yan etkiler genellikle ilaç dozu ayarlanarak ya da bazı olgularda farklı bir ilaca değiştirilerek tedavi edilebilir.
    ·         Birçok kanser hastası birçok farklı ilaç kullanır. Bazen ilaçlar arasında etkileşim olabilir; bir ilacın etkisi azalabilir ya da zarar verebilir. Bitkisel tedaviler ve reçetesiz ilaçlar dahil olmak üzere doktorunuza aldığınız her ilacı söyleyiniz.
    ·         Kanser hastalarının yaklaşık %15-25’inde depresyon ortaya çıkmakla birlikte yalnızca %2’si antidepresan tedavisi görmektedir. Kanserli kişilere antidepresan ilaç yazılırken antidepresanların “çabuk düzelme” sağlamadıkları ve genellikle işe yaramaya başlamalarının 6 haftaya dek sürdüğünün anımsanması önemlidir.

     
  • Çiğneme güçlüğü


    Çiğneme güçlüğü ağız ağrısı, çene kaslarında sertlik veya ağrı ya da diş sorunlarından kaynaklanabilir. Et, meyve ve sebzeleri çiğneme güçlüğü, besleyici bir diyet ile besleyici bir diyet ile beslenmeyi zorlaştırabilir. Takma diş kullanan bir kişi ağız ya da dişetlerinde ağrı ya da şişlik nedeniyle geçici olarak takma dişlerini kullanamayabilir.
     
    Nedenleri
    Çiğneme güçlüğü özellikle oral ve orofaringeal kanserler olmak üzere kanserin kendisinin neden olduğu ağız, çene ya da dildeki fiziksel değişikliklerin sonucu gelişebilir. Çiğneme güçlüğü kanser tedavisinin bir yan etkisi de olabilir. Cerrahi, radyasyon tedavisi ya da kemoterapinin çiğneme sorunlarına neden olma potansiyeline sahip yan etkileri aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Ağızda yara, ağrı ya da inflamasyon (mukozit)
    ·         Radyasyon tedavisi, kemoterapi ya da bazı antidepresanlar ve ağrı ilaçları gibi diğer ilaçların neden olduğu ağız kuruluğu
    ·         Ağız kuruluğu, radyasyon tedavisi ya da yüksek doz kemoterapinin olası uzun süreli yan etkileri olan dişeti hastalığı, çürük diş ya da diş kaybı
    ·         Radyasyon tedavisi ya da kemoterapi ardından ağız enfeksiyonu
    ·         Radyasyon tedavisi veya çene sıkma ya da diş gıcırdatmanın olası uzun süreli etkisi olarak çene kaslarında ağrı ve sertleşme
    ·         Bazı kemoterapi tiplerinde gelişen sinir hasarının neden olduğu ağız ağrısı
    ·         Radyasyon tedavisinin olası uzun süreli yan etkisi olarak çenede doku ve kemik kaybı
    ·         Cerrahi sonucu olarak ağız, çene ya da dilde fiziksel değişiklikler
     
    Yönetim
    Çiğneme sorunları yemek yemeği engellediğinden, tedavi seçenekleri hakkında doktorunuzla konuşmanız önemlidir. Doktorunuz sizi ağız ve boğaz kaslarını kullanmak konusunda insanlara yardım etmek için uzmanlaşmış bir konuşma terapistine yönlendirebilir. Konuşma terapisti özellikle cerrahi ağız ya da dil yapısını değiştirdiğinde, kişiye kolayca nasıl çiğneyebileceğini öğretebilir.
     
    Diş hekimi diş ya da dişetinizi veya takma diş sorunlarınızı değerlendirebilir ve ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemeye yardımcı olacak tedaviler sağlayabilir. Kişiye diş çürüklerini ve dişeti hastalıklarını önlemek için özel florlu jeller ya da ağız gargaraları önerilebilir. Düzgün fırçalayarak ve diş ipi kullanarak dişlerinize iyi bakmanız da diş sorunlarını önlemede yardımcı olacaktır.
     
    Doktor ya da diş hekimi inflamasyon ve ağrıyı azaltacak ilaçlar da önerebilir. Bazı ağrı kesici ilaçlar yemek yemeden önce doğrudan ağız gargarası olarak kullanılabilir. Pamukçuk gibi fungal ağız infeksiyonları olan kişilere infeksiyonu tedavi edici ilaç verilebilir.
     
    Çene ağrısı ve sertleşmesi nedeniyle gelişen çiğneme sorunları kas gevşeticiler, fizik tedavi (örneğin, masaj, çene egzersizleri, nemli ısıtma) ya da bazı olgularda cerrahi ile tedavi edilebilir.
     
    Çiğneme güçlüğü olan hastalar için diyet ve yemek yeme ile ilgili ipuçları
    Çiğneme sorunlarının şiddeti ve nedenine bağlı olarak farklı öneriler bazı hastalarda diğerlerine göre daha fazla işe yaratabilir. Yeterli miktarda kalori, protein, vitamin ve mineral içeren besleyici bir diyeti hedeflerken farklı gıda tiplerini deneyin. Başka bazı ipuçları:
     
    ·         Yoğurt, puding ve dondurma gibi yumuşak ve tanesiz yiyecekler tüketin.
    ·         Evde yapılmış karışımlar oluşturmak için yiyecekleri ezin ve karıştırın ya da güveç ya da çorbalara karıştırılmış sebze ya da kıyma ekleyin.
    ·         Kuru gıdaları et suyu, sos, tereyağı ya da süt ile ıslatın.
    ·         Yemek yerken ağzınızı ve yiyecekleri ıslatmak için su ya da başka içecekleri yudumlayın.
    ·         Sevdiğiniz meyve ve sebzelerin elma ya da havuç püresi gibi daha yumuşak hallerini yemeye çalışın; muz ya da bezelye gibi daha yumuşak meyve ve sebzeleri tercih edin; ya da bebek yiyecekleri yemeye çalışın.
    ·         Yiyecekleri küçük parçalara bölün, yavaş ve iyice çiğneyin.
    ·         Kilo kaybediyorsanız, yumurta, milkshake, güveç ve besleyici karışımlar gibi protein ve kalorisi yüksek yiyecekleri az miktarda ve sık aralıklarla yiyin.
    ·         Kuru, iri ya da sert ve çok fazla çiğneme gerektiren gıdalardan kaçının.
    ·         Dengeli bir diyet için yardım almak üzere (kayıtlı) bir diyetisyen ile görüşün.

     
     
  • Yorgunluk


    Kanser ile ilgili yorgunluk, kanser ya da kanser tedavisinden kaynaklanan sürekli bir halsizlik ya da tükenmişlik hissidir. Yorgunluk hisseden insanlar sıklıkla odada yürümek gibi çok küçük bir eforun bile çok fazla gelebildiğini söyler. Yorgunluk çalışabilmek, aile aktivitelerine katılabilmek ya da sosyalleşmek gibi kişinin günlük aktivitelerini ciddi biçimde etkileyebilir. Yorgunluk kişilerin kanser tedavisinden kaçınmasına ya da tedaviyi aksatmasına neden olabilir ve hatta yaşama isteklerini etkileyebilir.
     
    Tedaviden sonra aşağıdaki zamanlarda yaygın olarak yorgunluk ortaya çıkar:
     
    ·         Kemoterapi tedavisinden sonraki birkaç gün
    ·         Radyasyon tedavisine başlanmasından sonraki birkaç hafta
    ·         Alfa-interferon (Roferon-A, Intron A, Alferon N) ve interlökinler (Prolökin ya da Oprelvekin) gibi immünoterapi (biyolojik tedavi olarak da bilinir) tedavisi sonrasında

    Bazen kontrolsüz ağrı, depresyon ya da insomni (uykusuzluk) gibi diğer durumlar da yorgunluğa katkıda bulunabilir.
     
    Tanı
    Yorgunluk hissediyorsanız doktorunuza söylemeniz önemlidir. Yorgunluğunuzu anlamak için doktorunuz, özellikle ne zaman yorgun hissettiğinizi ve yorgunluğun düzenli aktivitelerinizi yapmanızı engelleyip engellemediği sorabilir. Sizden yorgunluğunuzu “yorgunluk yok” maddesinden “en fazla yorgunluk” maddesine kadar dereceler içeren bir ölçek üzerinde tanımlamanızı da isteyebilir. Doktorunuz anemi (kırmızı kan hücresi (alyuvar) sayısının düşük olması) ya da yorgunluğa neden olabilecek diğer sorunları kontrol etmek için kan örneği de alabilir.
     
    Yorgunluk yönetimi
    Aşağıdaki öneriler yorgunluk ile daha iyi baş etmenize yardımcı olabilir:
     
    ·         Düzenli egzersiz. Egzersiz yapan kişiler genel olarak daha az yorgunluk hisseder ve iştah, kilo, bağırsak hareketleri, dayanıklılık ve kendilerine ilişkin imajlarında düzelme bildirirler. Günde birkaç dakika yürümek gibi basit bir şey ile başlanabilir.
    ·         Enerjinizi koruyun. Günlük aktiviteler için gün içinde daha enerjik olduğunuz zaman dilimini seçin, aktivitelerinizi öncelik sırasına koyun ve zor işler için gün içinde en enerjik olduğunuz zamanı seçin.
    ·         Depresyon, ağrı, uyku bozukluğu ve yorgunluğunuza katkıda bulunabilecek diğer durumların tedavisi için başvurun.

     
  • Saç Dökülmesi ya da Alopesi


    Radyasyon tedavisi ve kemoterapinin potansiyel bir yan etkisi saç dökülmesidir (alopesi). Saç dökülmesi baş, yüz, kollar, bacaklar, koltukaltı ve pubik bölge dahil olmak üzere tüm vücuttaki kılların dökülmesi olarak ortaya çıkabilir.
     
    Saç tamamen, yavaş yavaş ya da bölümler halinde dökülebilir. Bazı durumlarda, saçlar (bazen fark edilmeyecek düzeyde) incelerek cansız ve kuru hale gelebilir. Saç kaybı psikolojik ve emosyonel olarak zor bir deneyim olabilir ve kişinin kendine ilişkin imajını ve yaşam kalitesini etkileyebilir. Bununla birlikte, saç dökülmesi genellikle geçicidir ve daha sonra saçlar tekrar çıkar.
     
    Nedenleri
    Radyasyon tedavisi ve kemoterapi saç uzamasından sorumlu olan kıl foliküllerine zarar vererek saç dökülmesine neden olur.
     
    Kemoterapi. Kemoterapilerin tümü saç dökülmesine neden olmaz; doktorunuz hangi ilaçların saç dökme olasılığın daha yüksek olduğu konusunda daha fazla bilgi verebilir. Saç dökülmesinin ortaya çıktığı olgularda saç dökülmesi genellikle hemen görülmez ve saç kaybı miktarı aynı ilacı kullananlar arasında bile kişiler arasında değişiklik gösterir. Saç dökülmesi sıklıkla kemoterapinin ilk birkaç haftasından sonra başlar ve tedavi sırasında 1-2 ayda artma eğilimi gösterir. Saç kaybı miktarı ilaç tipine, dozuna ve nasıl verildiğine (oral, intravenöz ya da topikal [deri üzerine uygulama]) bağlıdır. Kemoterapiden ardından saçlar genellikle idame tedaviye başlanması ya da yoğun kemoterapinin bitmesinden 1-3 ay sonra çıkar.
     
    Radyasyon tedavisi. Radyasyon tedavisi yalnızca radyasyon uygulanan alandaki kılları etkiler. Saç ya da kıl dökülmesi radyasyon tedavisinin dozu ve yöntemine bağlıdır. Kanser tedavisi için çok yüksek doz radyasyon kullanıldığında, bu alandaki saçlar (kıllar) kalıcı olarak dökülebilir ya da incelebilir. Saçların tekrar çıkması durumunda hastalar yeni çıkan saçları doku ve kalınlık olarak orijinal saçlarından farklı bulabilir.
     
    Yönetim
    Bazı olgularda, kanser tedavisi kaynaklı saç dökülmesi önlenemez ya da uyarıcılar, çözeltiler ya da özel şampuanlarla tedavi edilebilir. Bu nedenle, ortaya çıkmadan önce saç dökülmesi için yapılabileceklerin öğrenilmesi, kişinin fiziksel görünümündeki bu değişikliğe daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabilir. Duyguların bir danışman, benzer deneyimi olan bir kişi, bir aile üyesi ya da bir arkadaş ile konuşulması rahatlatıcı olabilir. Kaçınılmaz saç dökülmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmadan önce aile, arkadaş ve özellikle de çocuklarda konuşmak yararlı olabilir.

    Çocukların tanıdıkları birinin fiziksel görünümünde ortaya çıkacak değişikliği bilmeleri anksiyete hislerinin azalmasına yardımcı olur.
     
    Bazı insanlar tedavi öncesinde saçların kısa kesilmesini önermektedir. Bu hem saçların kısa saç biçimi ile hacim ve dolgunluk kazanmasını hem de saç dökülmesinin daha az dramatik olmasını sağlar. Ayrıca saçlar tekrar çıkmaya başladığında, kısa saç biçimine ulaşması için daha kısa süre gerekir. Kemoterapi öncesindeki saç biçimine kavuşmak kişinin tedavinin sonlanması ve sonrasında uyumuna yardımcı olur.
     
    Saç ve kafa derisi bakımı. Kanser tedavisi sırasında saç ve kafa bakımı için aşağıdaki öneriler yararlı olabilir:
     
    ·         Saçlarınızı temizlemek için bebek şampuanı gibi hafif bir şampuan seçin.
    ·         Yumuşak bir saç fırçası seçin ve kalan saçlarınızı yavaşça tarayın.
    ·         Dışarı çıkarken koruyucu güneş kremi, şapka ya da bir eşarp ile kafanızı güneşten koruyun.
    ·         Soğuk aylarda vücut ısısının kaybını önlemek için başınızı kapatın.
    ·         Saçınızı saç kurutma makinesi ile yüksek sıcaklıkta kurutmaktan kaçının.
    ·         Saçınızı kimyasal maddelerde kıvırmak ya da düzleştirmekten kaçının.
    ·         Saçınızı kalıcı ya da yarı kalıcı boyalarla boyamaktan kaçının.
    ·         Yastığınız için yumuşak ve rahat bir yastık kılıfı seçin.
     
    Peruk ya da yarım peruk. Aşağıdaki bilgi peruk ya da yarım peruk kullanmayı seçecek kişiler için yararlı olabilir:
     
    ·         Saçınıza uygun renk ve biçimde bir peruk ya da yarım peruk kullanmak istiyorsanız, bunları saçınız dökülmeden önce seçin. Bir kuaför peruk/yarım peruğa istediğiniz biçimi verebilir.
    ·         Peruk/yarım peruk almak için her zamanki yerlerden alış veriş etmek hoşunuza gitmezse, özel olarak kanser hastaları için tasarlanmış peruk/yarım peruk satan dükkanlar mevcuttur. Evde randevu da ayarlanabilir ya da bir katalog ya da internetten sipariş de verilebilir.
    ·         Mali sorununuz varsa, sigorta yetkililerine kanser tedavisinin peruk/yarım peruk masraflarını kapsayıp kapsamadığını ya da vergiden düşürülebilir tıbbi gider olup olmadığını sorun. Sigorta kapsamına girebilmesi için doktorun uygun belgelerle birlikte peruk/yarım peruk için reçete yazması gerekebilir. Bedava ya da ödünç verilen peruk/yarım peruklar bulmanız da mümkün olabilir. Onkoloji sosyal hizmet uzmanı ya da hemşireden hastanenin ya da yerel topluluğun kaynakları hakkında bilgi alın.
    ·         Peruk/yarım peruğun kafanızı rahatsız etmeyecek biçimde tam olarak uymasına dikkat edin.
     
    Yeni çıkan saçların bakımı. Saçların tamamen yeniden çıkması sıklıkla 6-12 ay sürer. Yeni saçlar çıktığında dokusunu kaybettiğiniz saçlara göre geçici olarak daha ince hissedebilirsiniz. Pigment hücreleri genellikle eski haline döner kendini yeniler ve saç genellikle orijinal rengine kavuşur. Yeni çıkan saçlara bakım yaparken:
     
    ·         Saç yıkamayı haftada iki kez ile sınırlayın.
    ·         Kuru deri ve pullanmaları atmak için kafanıza masaj yapın.
    ·         Saçınıza dikkatlice şekil verin ve sert fırçalama, toka takma, dalgalandırma ya da yüksek sıcaklıkta saç kurutma makinesi kullanmayı sınırlandırın. Yeni saçlar başlangıçta orijinal saça göre daha hassas ve dökülmeye daha yatkın olacaktır.
    ·         Yeni saçlara geniş dişli bir tarağı yavaşça kullanarak şekil verin.
    ·         Saçınız en az 7-8 cm olana ya da rahat hale gelene dek kimyasal ürünlerle (kalıcı dalga çözeltileri gibi) saçınıza dalgalandırma ya da düzleştirme yaptırmaktan kaçının. Bazı kişilerin kimyasal olarak dalga ya da düzleştirme yaptırmak için bir yıl kadar beklemeleri gerekebilir.
    ·         Tedaviden sonra en az 3 ay kalıcı ya da yarı kalıcı saç boyamasından kaçının.

     
  • Baş ağrıları


    Baş ağrıları genel olarak iki temel kategoriye ayrılır: primer baş ağrıları ve sekonder baş ağrıları.

    Primer baş ağrısı migren, küme baş ağrısı ve gerginlik baş ağrısını (kas kasılması baş ağrısı olarak da bilinir) içerir.

    Sekonder baş ağrısı beyin tümörü, kafa yaralanması, enfeksiyon ya da ilaç gibi diğer bir tıbbi durum ya da altta yatan bir faktör nedeniyle gelişir. Herkesin arada baş ağrısı olur ve kanser ile yaşayan kişilerde hem primer hem de sekonder baş ağrıları daha yaygındır.
     
    Nedenleri
    Baş ağrılarına aşağıdaki faktörler neden olabilir:
     
    ·         Beyin kanseri, omurilik tümörleri, hipofiz bezi tümörleri, nazofaringeal kanser (üst boğaz kanseri) ve beyinde lenfoma gibi kanserler
    ·         Meme kanseri, akciğer kanseri ya da melanom gibi beyine metastaz yapan (yayılan) diğer kanserler
    ·         Sinüzit ve menenjit (beyini saran koruyucu zarların inflamasyonu) gibi enfeksiyonlar
    ·         Florourasil (5-FU, Adrucil), prokarbazin (Matulane) ve temozolomid (Temodar) gibi bazı kemoterapi ilaçları
    ·         Bazı antibiyotikler ve kalp ilaçları gibi diğer ilaçlar
    ·         Beyinde geniş alanlara uygulanan radyasyon tedavisi
    ·         Monoklonal antikor tedavisi, koloni uyarıcı faktörler ve interferonlar gibi (immün sistem hücreleri tarafından üretilen proteinler) biyolojik tedaviler (vücudun immün sisteminin kanser ile mücadele etmek üzere destekleyen ya da uyaran vücut tarafından yapılan ya da laboratuvarda üretilen maddeler).
    ·         Kanser ve kanser tedavisi ile ilgili diğer durumlar ve semptomlar:
    o    anemi (kırmızı kan hücresi sayısının düşük olması)
    o    hiperkalsemi (kalsiyum düzeyinin yüksek olması)
    o    trombositopeni (trombosit sayısının düşük olması)
    o    şiddetli kusma nedeniyle dehidratasyon
    ·         Stres, yorgunluk, anksiyete ve insomni (uyku güçlüğü) de migren ve gerginlik baş ağrısı gibi primer baş ağrılarının artmasına neden olabilir.
     
    Semptomlar
    Baş ağrılarının tümü aynı değildir. Baş ağrısı semptomları birkaç özelliğe ilişkin terimlerle tanımlanır.
     
    ·         Zaman; baş ağrısının gün içindeki zamanı, nedenin saptanmasına yardımcı olabilir. Örneğin, diplopi (çift görme) ile birlikte sabah erken ortaya çıkan baş ağrısı beyin tümörü ile ilişkili olabilirken gün içinde daha sonra ortaya çıkan baş ağrısı sıklıkla gerginlik baş ağrısıdır.
    ·         Sıklık baş ağrısının ne kadar aralıklarla ortaya çıktığını ifade eder; arada, haftalık ya da günlük gibi.
    ·         Süre baş ağrısının ne kadar sürdüğünü ifade eder; dakikalardan saatler ya da günlere kadar. Bazı baş ağrıları çok ani olarak başlar ve biterken diğerleri birkaç saat ya da gün içinde gelir ve gider.
    ·         Yerleşim ağrının ortaya çıktığı yeri ifade eder; gözler üzerinde, alın ya da şakaklarda, boynun arkasında ya da başın bir tarafında gibi.
    ·         Şiddet ağrının derecesini ifade eder; hafif dereceden şiddetli ya da kısıtlayıcı dereceye (hareket ya da konuşma güçlüğü) kadar. Bazı baş ağrıları hafif bir ağrı olarak başlar ve giderek daha şiddetli hale gelir. Bazılarında da ağrı şiddeti sabittir.
    ·         Kalite ağrının tipini ifade eder; zonklayıcı, batıcı, iğneleyici, basınç ya da künt ağrı gibi.
    ·         Baş ağrısı ile ilişkili semptomlar bulantı, kusma, baş dönmesi, bulanık görme, ışığa ya da sese duyarlılık, ateş, hareket ya da konuşma güçlüğü ve hareketle artan ağrıyı içerebilir.
     
    Tanı
    Sık ya da şiddetli baş ağrınız varsa ya da migren ya da gerginlik baş ağrısı gibi mevcut baş ağrılarınızın tarz ve sıklığında değişiklik fark ederseniz doktorunuza söyleyin.
     
    Doktorunuz baş ağrısı semptomları, tıbbi öykü ve fizik muayene temelinde baş ağrınızın tipini ve nedenini saptayacaktır. Semptomlarınıza ilişkin tam bir tanımlama doktorunuzun doğru tanı koymasına yardımcı olabilir. Semptomlarınızı saptamak için bir baş ağrısı günlüğü tutmak yardımcı olabilir. Doktorunuz kan testleri ile beyniniz için bir bilgisayarlı tomografi (BT) taraması (vücudunuzun içinin üç boyutlu resmi) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRI) (MRI vücudun ayrıntılı görüntülerini oluşturmak için x ışını değil manyetik alanlar kullanır) isteyebilir.
     
    Yönetim
    Primer ve sekonder baş ağrılarını tedavi etmek için ilaçlar kullanılır. Mümkün olduğunda, sekonder baş ağrıları altta yatan durum tedavi edilerek giderilir. İlaçlar baş ağrısının hem tedavisi hem de önlenmesi için kullanılır ve aşağıdakileri içerebilir:
     
    ·         Asetaminofen  ve ibuprofen gibi reçetesiz satılan ağrı kesiciler
    ·         Kodein gibi reçeteli narkotik ağrı kesiciler
    ·         Trisiklik antidepresanlar
    ·         Sumatriptan gibi triptan ilaçları
    ·         Özellikle beyine kanser metastazı olduğunda gelişen baş ağrısı tedavisinde kullanılmak üzere steroid ilaçlar
    ·         Baş ağrısına bir enfeksiyon neden oluyorsa antibiyotikler
    Yeterli uyku, iyi beslenme ve stresin azaltılması da baş ağrısı sayı ve şiddetinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
     
    Doktorunuz tarafından önerilen tedavilere ek olarak, bazı hastalar baş ağrısının geçmesi ve önlenmesine yardımcı olmak üzere tamamlayıcı tıptan yararlanabilir. Tamamlayıcı teknikler akupunktur (ağrı gidermek için vücudun spesifik noktalarında ince iğnelerin kullanıldığı yöntem), masaj, görsel imgelem ve gevşeme egzersizlerini içerir. Doktorunuzla tamamlayıcı tıp ile baş ağrısı kontrolü hakkında konuşun.

     
  • Hiperkalsemi


    Hiperkalsemi kanda kalsiyum düzeyinin olağandışı yükselmesidir. Hiperkalsemi yaşamı tehdit edebilir ve kanser ile ilişkili en yaygın görülen metabolik bozukluk olup kanser hastalarının %10-20’sinde ortaya çıkar. Vücuttaki kalsiyumun çoğu kemiklerde depolanırken, vücuttaki kalsiyumun yaklaşık %1’i kan dolaşımında bulunur. Kalsiyum kemik oluşumu, kas kasılması ve sinir/beyin işlevleri gibi birçok vücut işlevi için önemlidir.
     
    Nedenleri
    Kanda kalsiyum düzeyi paratiroid hormon (paratiroid bezlerden salgılanan bir hormon) ve böbrekleri de (kandan aşırı kalsiyumu uzaklaştırır) içeren birçok faktör tarafından kontrol edilir. Kanser farklı yollarla kan kalsiyum düzeyinin yükselmesine neden olabilir:
     
    ·         Doğrudan kemiği etkileyen kanserler (multipl miyelom ya da lösemi gibi) ya da sıklıkla kemiğe yayılan kanserler (meme kanseri gibi) kemik yıkımına neden olarak kana aşırı kalsiyum salınmasına yol açar.
    ·         Bazı tümörler paratiroid hormona çok benzer bir protein üretir ve kemiğin kana kalsiyum vermesine neden olur.
    ·         Bazı kanserler böbreklerin kandan aşırı kalsiyumu uzaklaştırma yeteneğini etkileyebilir.
    ·         Bulantı ve kusma nedeniyle gelişen dehidratasyon böbreklerin kandan düzenli olarak kalsiyumu uzaklaştırmasını güçleştirir.
    ·         Aktivite eksikliği kemik yıkımına ve kana kalsiyum verilmesine neden olabilir.
     
    Hiperkalsemiye neden olma olasılığı yüksek kanserler meme kanseri, akciğer kanseri ve multipl miyelomu içerir. Hiperkalsemiye neden olabilen diğer kanserler lenfoma, lösemi, böbrek kanseri, baş ve boyun kanseri ve gastrointestinal kanserleridir.
     
    Semptomlar
    Hiperkalsemi semptomları sıklıkla yavaş gelişir ve kanser ya da kanser tedavisi semptomları ile çok benzer olabilir. Semptomların ciddiyeti sıklıkla kan kalsiyum düzeyine ile ilişkili değildir ve birçok hastada hiç semptom ortaya çıkmaz. Genellikle yaşlı hastalarda daha genç olanlara göre daha fazla semptom ortaya çıkar. Hiperkalsemisi olan insanlarda aşağıdaki semptomlar görülebilir:
     
    ·         İştah kaybı, bulantı ve kusma
    ·         Konstipasyon ve karın ağrısı
    ·         Susama artışı ve sık idrara çıkma
    ·         Yorgunluk, güçsüzlük ve kas ağrısı
    ·         Konfüzyon, yönelim bozukluğu ya da düşünme güçlükleri gibi mental (zihinsel) durum değişiklikleri
    ·         Baş ağrıları
    ·         Depresyon
     
    Son olarak şiddetli hiperkalsemi böbrek taşları, düzensiz kalp atımı ya da kalp krizi ile ilişkili olabilir. Hiperkalseminin potansiyel olarak şiddetli etkileri bilinç kaybı ve komadır.
     
    Tanı ve tedavi
    Hiperkalsemi tanısı kalsiyum düzeyinin kontrol eden bir kan testi ile konulur. Diğer kan testleri böbrek işlevinin kontrolü için yapılabilir. Hafif hiperkalsemisi olup semptomları olmayan hastalar, böbreklerin kalsiyum fazlasını uzaklaştırmasına yardımcı olmak için genellikle bir toplardamar aracılığıyla fazladan sıvı verilmesi ile tedavi edilir. Orta ya da şiddetli derecede hiperkalsemisi olan hastalar farklı yollarla tedavi edilebilir:
     
    ·         Altta yatan kanserin tedavi edilmesi
    ·         Sıvı yerine koyma
    ·         Kemik yıkımını durdurmaya yardımcı olacak ilaçlar vererek
    ·         Steroid ve fosfatları içeren diğer ilaçların uygulanması
    ·         Böbrek yetmezliği olan hastaların tedavisinde diyaliz kullanılarak
     
    Hastalarla ile ilgili konular
    Hiperkalsemi ciddi bir bozukluktur ve yaşamı tehdit edebilir. Hastalar ve aileleri hiperkalsemi semptomlarını tanımalı ve her türlü semptomu doktorlarına bildirmelidir. Tedavi yalnızca semptomları değil, yaşam kalitesini de düzeltir ve bütün olarak kanser tedavisini kolaylaştırır. Bununla birlikte, altta yatan kanseri için etkili bir tedavi olmadığında hiperkalseminin hastanın yaşamının son haftalarına ulaştığını gösterdiğinin anlaşılması önemlidir.
    Doktorunuzdan aldığınız tedavilere ek olarak aşağıdaki ipuçları hiperkalseminin önlenmesine ya da kötüleşmesinin önlenmesine yardımcı olabilir:
     
    ·         Sıvı içmek
    ·         Bulantı ve kusma kontrolü
    ·         Kemik yıkımını önlemeye yardımcı olan yürümek ve aktif olmak
    ·         Bazı ilaçlar hiperkalsemiyi kötüleştirebileceğinden, herhangi bir ilaç almadan önce doktorunuza sorun.
     
    Not: Hiperkalsemi diyetten çok fazla kalsiyum almak ile ilişkili değildir; süt ürünü ve diğer yüksek kalsiyum içeren gıdaların daha az tüketilmesi ile kalsiyum alınmasının azaltılmasının yararı olmaz.

     
  • Bulantı ve Kusma


    Kanseri olan birçok kişide bulantı (kusma, istifra etme, çıkarma isteği) ve kusma ortaya çıkar. Hafif bulantı ve kusma rahatsızlık verebilir fakat genellikle ciddi sorunlara neden olmaz. Sürekli kusma dehidratasyon, elektrolit dengesizliği (vücutta potasyum ve sodyum gibi mineral kaybı), kilo kaybı, depresyona neden olabilir ve tedavinin kesilmesi ile sonuçlanabilir.
     
    Nedenleri
    Kanser hastalarında bulantı ve kusma aşağıdaki nedenlere bağlı olabilir:
     
    ·         Kemoterapi
    ·         Özellikle beyin, omurilik, abdomen ve pelviste olmak üzere radyasyon tedavisi. Tüm vücut radyasyonu tedavisi gören kişiler (kemik iliği transplantasyonu öncesinde olduğu gibi) en yüksek riske sahiptir.
    ·         Beyine yayılmış kanser
    ·         Bağırsakların tıkanması (bağırsak obstrüksiyonu)
    ·         Elektrolit dengesizliği
    ·         Gastrointestinal sistemde (mide ve bağırsaklar) infeksiyon ya da kanama
    ·         Kalp hastalığı
    ·         Diğer ilaçlar
     
    Önceden kemoterapi gördükten sonra kusmuş olan kişilerde beklenti kusması ortaya çıkabilir. Kişinin hastaneye geri dönüp daha fazla kemoterapi görmesi gerektiğini bildiği durumlarda hastaneye gitmeden kusma ortaya çıkabilir. Akut kusma tedaviden sonraki ilk 24 saat içinde ortaya çıkan kusmadır. Gecikmiş kusma tedavi ardından en az 2 gün daha sürebilir.
     
    Kemoterapi kaynaklı bulantı ve kusma için en yüksek riske sahip hastalar aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Önceden kanser tedavisi sırasında kusma görülen kişiler
    ·         Hareket hastalığına eğilimi olan kişiler
    ·         Kanser tedavisi öncesinde anksiyöz olan kişiler
    ·         50 yaş altındaki kişiler, özellikle kadınlar
     
    Bulantı ve kusmanın önlenmesi ve tedavisi
    Mümkün olduğunda, en iyi yöntem bulantı ve kusmanın baştan önlenmesidir. Kusmayı azaltmak ve kesmek için birçok ilaç mevcuttur. Bulantı ve kusma riskiniz varsa, doktorunuz kanser tedavisi öncesinde size antiemetik ilaçlar (kusmayı durduran ilaçlar) önerecektir. Ek olarak, birçok kişi davranışçı tedavilerin bulantı ve kusmayı kontrol etmeye yardımcı olduğunu düşünür. Dikkati başka tarafa yönlendirme, gevşeme ve olumlu imgelem gibi yöntemler bulantı ve kusma beklentisini ve korkusunu geçirmeye yardımcı olabilir. Bazı durumlarda doktor kusmaya daha az neden olan başka bir tedavi planı önerebilir.

     
  • Ağız Yaraları ya da Mukozit


    Mukozit ağrılı ülser ve ağız yaralarına yol açan ağız ve boğaz içindeki inflamasyondur. Kemoterapi (kanser ilaçlarını öldürmek için kullanılan ilaçlar) gören kişilerin yaklaşık %40’ında ortaya çıkar.

    Mukozit aşağıdaki nedenlerle ortaya çıkabilir:
     
    ·         Bazı kemoterapi tipleri
    ·         Kemoterapinin immün sistem işlevlerinde azalmaya yol açması
    ·         Baş ve boyun alanlarında radyasyon tedavisi
    ·         Graft-versus-host hastalığı (GVHD). Kemik iliği transplantasyonu yapılan kişilerde mukozit GVHD belirtisi olabilir; verilen kan hücreleri vücudun dokularına saldırabilir.
     
    Mukozit yönetimi
    Mukozitin tedavi yönetiminde en iyi yol başlamadan önlenmesi ya da erken tedavi edilmesidir. Her kemoterapi tedavisinden önce ve kemoterapi tedavisi sırasında buz parçası emilmesinden oluşan oral kriyoterapi, florourasil (5-FU, Adrucil) enjeksiyonu gibi bazı kemoterapi tiplerinin neden olduğu mukozitin ortaya çıkmasını azaltabilir. Mukozit tedavisi için lokal anestezikler (ağrıyı kesen kremler) ya da analjezikler ( aspirin gibi ağrıyı tedavi eden ilaçlar) yardımcı olabilir. Mukozit için tedavi edici ya da önleyici diğer ilaçlar güncel olarak araştırılmaktadır.
    Kanser tedavisi sırasında ağız bakımına fazladan özen göstermek de mantıklıdır. Aşağıdaki öneriler yardımcı olabilir:
     
    ·         Florlu diş macunu ile dişlerinizi yavaşça fırçalayın.
    ·         Diş ipini dikkatli kullanın.
    ·         Ağzınızı tuzlu ve sodalı su ile çalkalayın ya da gargara yapın (bir bardak su içinde 1/2 çay kaşığı tuz + ½ çay kaşığı soda).
    ·         Takma dişleri çıkarın.
    ·         Az çiğneme gerektiren ya da çiğneme gerektirmeyen gıdalar seçin.
    ·         Asitli, baharatlı, tuzlu, sert ya da kuru gıdalardan kaçının.
     
    Baş ve boyun bölgesine radyasyon tedavisi gören kişiler tedaviye başlamadan önce bir diş hekimine gitmelidir; diş hekimi dişlerini korumakta ve infeksiyonun önlenmesinde yardımcı olabilir.

     
  • Sinir Sistemi Yan Etkileri


    Kanser ve kanser tedavilerinde sinir sistemi yan etkileri yaygın görülür. Sinir sistemi merkezi sinir sistemi (MSS) ve periferik sinir sisteminden (PSS) oluşur. MSS beyin ve omurilikten oluşur. PSS merkezi sinir sistemi dışında bulunan ve vücut ile beyin arasında bilgi getirip götüren sinirlerden oluşur. PSS hareket, duyu (dokunma, işitme, görme, tat alma ve koklama) ve iç organların işlevlerine (örneğin mide, akciğerler ve kalp) katılır.
     
    Sinir sistemi yan etkilerinin tipleri
    Kanser ve kanser tedavisinin sonucu gelişen sinir sistemine ait yan etkilerin bazıları aşağıdadır:
     
    ·         İşitme kaybı ve/veya tinnitus (kulak çınlaması)
    ·         Görme kaybı ve/veya görme ile ilgili yan etkiler (bulanık ya da çift görme)
    ·         Konuşmada kayma, ifade güçlüğü ya da konuşmayı anlama gibi konuşma güçlükleri
    ·         Bellek, sorun çözme ve hesaplamada bozukluğu içeren bilişsel değişiklikler
    ·         Tat alma ve koku duyusu değişiklikleri
    ·         Yutma güçlüğü
    ·         Denge sorunları, baş dönmesi, vertigo (oda dönüyormuş gibi hissetme) ve bulantı
    ·         Duruş, yürüme ya da eşyaları tutma ile ilgili sorunları içeren koordinasyon (ataksi olarak bilinen) ve hareket sorunları
    ·         Vücudun gücünün bütün olarak azalması ile karakterize yaygın güçsüzlük (asteni olarak bilinir); vücudun bir tarafında güçsüzlük (hemiparezi olarak bilinir); sersemlik
    ·         Vücudun farklı bölümlerinde paralizi; vücudun bir tarafındaki paraliziden (hemipleji olarak bilinen) yüz kaslarında olduğu gibi daha küçük bir alanında paraliziye kadar.
    ·         Nöbetler
    ·         Konstipasyon, inkontinans (idrar yapmayı kontrol edememe) ve impotans (ereksiyonu sağlayamama ya da sürdürememe) gibi semptomlara yol açabilen organ işlev değişiklikleri
    ·         Tümör tarafından sinirin sıkıştırılması ya da tedavinin yol açtığı sinir hasarı sonucu gelişen ağrı
    ·         Periferik nöropati, periferik sinir hasarı ya da irritasyonunun neden olduğu bir durumdur.  Semptomlar kol, el, bacak ve ayaklarda hissizlik, karıncalanma (“iğnelenme”) ya da yanıcı ağrı; sıcak ve soğuk his algısında azalma; ayak ya da ayak parmağını kaldırmada güçlük; küçük nesneleri tutmakta güçlük; kas gücünde azalma; görme ve işitmede değişiklikler ve/veya konstipasyonu içerir.
     
    Nedenleri
    Sinir sistemi yan etkilerine kanser, kanser tedavileri, diğer ilaçlar ve diğer bozukluklar dahil olmak üzere birçok faktör neden olabilir. Semptomlar kanser tanısından önce bulunabilir, tedavi sonrası ya da tedaviden birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir.

    Olası nedenleri aşağıdakileri içerir:
     
    ·         Beyin kanseri ve sinir sarkomu gibi sinir sistemini etkileyen kanserler (örneğin, nörofibrosarkom, malign periferik sinir kılıfı tümörü ve periferik primitif nöroektodermal tümör)
    ·         Beyine ya da omuriliğe metastaz yapan (yayılan) kanserler
    ·         Vücudun diğer bölümlerinde gelişmiş ve sinire baskı yapan kanseröz tümörler
    ·         Bazı kemoterapiler periferik nöropatiye neden olabilir; bortezomib (Velcade), karboplatin (Paraplat, Paraplatin), sisplatin (Platinol), dosetaksel (Taxotere), okzaliplatin (Eloxatin), paklitaksel (Taxol), talidomid (Synovir, Thalomid), vinblastin (Velban, Velsar) ve vinkristin (Oncovin, Vincasar).
    ·         Diğer kemoterapiler diğer çeşitli sinir sistemi yan etkilerine neden olabilir. Bunlar sitarabin (ara-C, sitozin, arabinosid), florourasil (5-FU, Adrucil), ifosfamid (Cyfos, Ifex, Ifosfamidum), interferon (birçok marka ismi mevcut), fludarabin (Fludara) ve metotreksattır (birçok marka ismi mevcuttur).
    ·         Radyasyon tedavisi özellikle baş ve boyun ya da tüm vücut radyasyon tedavisi
    ·         Omuriliğe radyasyon tedavisi ya da doğrudan omuriliğe enjekte edilen kemoterapi
    ·         Cerrahi tedavi sırasında kanseröz tümörün çıkarılması ya da bir biyopsi (mikroskop altında incelenmek üzere dokudan küçük bir parça çıkarılması) sırasında sinir hasar görür ya da bozulduğunda
    ·         Bazı bulantı ilaçları, opiyatlar (güçlü ağrı keseciler) ve antikonvülzanları (nöbet tedavi eden ilaçlar) içeren spesifik ilaçlar
    ·         Beyin, omurilik ya da iç kulakta şişlik ve inflamasyona yol açan enfeksiyonlar
    ·         Anemi, dehidratasyon, yorgunluk, stres ve depresyonu içeren kanser ve kanser tedavisi ile ilgili diğer durumlar ve semptomlar
    ·         Diyabet, vitamin eksikliği, tiroid işlev bozukluğu, insan immün yetmezlik virüsü (HIV), inme, Alzheimer hastalığı, multipl skleroz ve sinir hasarı gibi kanser ile ilişkili olmayan diğer durumlar ve bozukluklar
     
    Yönetim
    Sinir sistemi yan etkileri kişilerin normal günlük aktivitelerini yapmalarını güçleştirebilir. Kanser tedavisine bağlı bazı semptomlar tedavi sona erdiğinde düzelecektir fakat bazıları kalıcı olabilir. Sinir hasarı ve sinir sistemi yan etkileri önlenemeyebilir fakat erken tanı konulduğunda çoğu etkili biçimde tedavi edilir. Erken tedavi semptomların daha sorunlu hale gelmesini de önleyebilir. Sinir sistemi bozukluğunu gösterebilecek her türlü semptomunuz olduğunda, hemen doktorunuza söylemeniz önemlidir. Tanı konulduktan sonra sinir sistemi yan etkilerinin tedavisi bozukluğun tipine ve altta yatan nedene bağlıdır.

    Bunlar aşağıdakileri içerebilir:
     
    ·         Bulantı önleyici ve antivertigo ilaçları
    ·         Antibiyotikler (infeksiyon tedavisi için) ve kortikosteroidler (inflamasyon ve şişliği azaltmak için)
    ·         Opioid ve trisiklik antidepresanlar dahil olmak üzere ağrı ilaçları
    ·         Ağrı giderilmesi için sinir blokları ve transkutanöz elektriksel sinir uyarısı (TENS)
    ·         Giyinme, küçük nesneleri tutabilme, yazma ya da ev işi yapma gibi günlük aktiviteler için gerekli olan motor becerileri artırmak için meşguliyet tedavisi
    ·         Fiziksel gücü, dengeyi, koordinasyonu ve hareketi iyileştirmek için fizik tedavi
    ·         Konuşmayı düzeltmek ve konuşma değişiklikleri karşısında uyum tekniklerini öğrenmek için konuşma tedavisi
    ·         Bilişsel işlev bozukluğunun saptanması için bir nöropsikolog tarafından değerlendirme
    ·         Banyoya tırabzan konması, kaymayı önleyici örtü, fazladan aydınlatma, su sıcaklığının el yerine dirsek ile kontrolü gibi güvenliği artırmak amaçlı ev ortamı değişiklikleri

     
  • Nötropeni


    Nötropeni, bir tür beyaz kan hücresi olan nötrofillerin sayısının anormal derecede düşmesidir. Beyaz kan hücrelerinin tümü vücudun infeksiyon ile mücadele etmesine yardım eder. Nötrofiller bakteri ve fungusları (mantar) parçalayarak infeksiyon ile mücadele eder. Hastalıklara neden olan bakteri gibi zararlı mikroorganizmaları yok edecek yeterli sayıda nötrofil bulunmadığından, nötropenisi olan kişilerin ciddi infeksiyon geliştirme riski artar. Nötropeni kemoterapi gören kanser hastalarının yaklaşık yarısında ortaya çıkar ve lösemisi olanlarda çok yaygındır.
     
    Nedenleri
    Nötrofiller ve diğer beyaz kan hücresi tipleri kemik iliğinde (pelvis, vertebra ve kaburga gibi büyük kemiklerin içinde bulunan süngerimsi bir doku)yapılır ve daha sonra kan dolaşımına verilir. Kanser ve kanser tedavisi birkaç yol ile nötropeniye neden olabilir:
     
    ·         Bazı kemoterapiler kemik iliğinin düzgün çalışmamasına neden olur ve nötrofil üretimini azaltır.
    ·         Lösemi, lenfoma, miyeloma gibi doğrudan kemik iliğini etkileyen kanserler ya da normal kemik iliği hücrelerine baskı yapan metastatik kanser (yayılmış kanser)
    ·         Özellikle vücutta geniş alanlara ya da pelviste kemiklere, bacaklara, göğüs ya da abdomene uygulanan radyasyon tedavisi de kemik iliğini etkileyebilir.
     
    70 yaş ve üzerinde olan ya da immün sistemi zayıflamış (HIV infeksiyonu ya da böbrek transplantasyonu nedeniyle) kanserli kişilerin nötropeni riskleri daha yüksektir. Şiddetli ya da uzun süreli nötropenisi olan kişilerde infeksiyon gelişme olasılığı yüksektir.
     
    Belirti ve semptomlar
    Nötropeninin kendisi semptoma yol açmaz. Hastalarda nötropeni genellikle bir kan testi ile ya da bir infeksiyon geliştiğinde saptanır. Nötropeni bazı kemoterapilerin yaygın görülen bir yan etkisi olduğundan, doktor nötropeni ve kemoterapinin kan ile ilgili diğer komplikasyonlarının aramak için düzenli olarak kan testi, genellikle de bir tam kan sayımı (CBC) yapacaktır.
    Nötropenisi olan hastalarda küçük bir infeksiyon bile hemen ciddileşebilir. Aşağıdaki enfeksiyon belirtilerinden herhangi biri ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın:
     
    ·         Ateş ( 38.5 C° ve üzerinde)
    ·         Üşüme ya da terleme
    ·         Boğazda acıma ya da ağızda yaralar
    ·         Abdominal ağrı (karın ağrısı)
    ·         Diyare ya da anüs çevresinde acıma
    ·         İdrar yaparken ağrı ya da yanma ve sık idrara çıkma
    ·         Öksürük ya da nefes darlığı
    ·         Bir kesik, yara ya da intravenöz (IV) kateter çevresinde kızarıklık, şişlik ya da ağrı
    ·         Olağan dışı vajinal akıntı ya da kaşıntı
     
    Tedavi ve tedavi yönetimi
    Kemoterapi tipi ve dozuna bağlı olarak nötrofil sayısı genel olarak her kemoterapi seansından yaklaşık bir hafta sonra düşmeye başlar ve genellikle tedaviden 4-14 gün sonra en düşük düzeye (nadir adı verilen) iner. Bu nokta kişinin enfeksiyona en yatkın olduğu zamanı gösterir. Daha sonra nötrofil sayısı kemik iliği normal nötrofil üretimine başladığı için tekrar yükselmeye başlar fakat normal düzeye ulaşması 3-4 haftayı bulabilir. Nötrofil sayısı normale döndükten sonra diğer bir kemoterapi seansı başlayabilir.

    Hastada nötropeni gelişir ya da nötrofil sayısı yeterince hızlı normale dönmez ise, doktor sonraki kemoterapi seansını erteleyebilir ya da daha düşük doz ile tedavi önerebilir. Bazen doktor uzamış nötropeni periyodu sırasında ortaya çıkabilecek infeksiyonu önlemek için antibiyotik önerecektir.
     
    Kemoterapi ateş ile birlikte nötropeniye neden olursa, doktor daha sonraki kemoterapi seansları sırasında beyaz kan hücresi büyüme faktörleri adı verilen ilaçları kullanmaya karar verebilir. Bu ilaçlar vücudun daha fazla nötrofil ya da diğer beyaz kan hücrelerini yapmalarına yardımcı olur.

     
  • Enfeksiyon


    Enfeksiyon zararlı bakteri, virüs ya da fungusun (mantar) vücudu işgal etmesi ve immün sistemin bunları yeterince hızlı yok edememesi durumunda ortaya çıkar. Kanser hastalarının infeksiyon geliştirme olasılığı yüksektir; hem kanser hem de kanser tedavileri immün sisteminizi zayıflatabilir.
     
    İmmün sistem (Bağışıklık sistemi)
    İmmün sistem vücudu işgal etmeye çalışan zararlı organizmalarla (bakteri, virüs ve fungus) mücadele eder. İmmün sistem deri, dalak, lenf nodülleri ve kemik iliğini (büyük kemiklerin içinde bulunan sümgerimsi, yağlı doku) içerir. Ayrıca kemik iliğinde yapılan ve infeksiyon ile mücadele eden beyaz kan hücresi (BKH) lökositleri de içerir. Yeterli BKH olmaması lökopeni adı verilen durumdur ve bu durumda vücudun bir infeksiyona karşı mücadele yeteneği azalmıştır. Nötrofil adı verilen bazı beyaz kan hücreleri de zararlı bakterilere zarar verebilir. Nötropeni adı verilen nötrofil sayısının düşük olması durumunda tehlikeli bakteriyel infeksiyon riski artabilir.
     
    Nedenleri
    Kanser ve kanser tedavisi immün sistemin işlevlerini birkaç yol ile bozabilir:
     
    ·         İmmün sistem kanser mücadelesi ile meşgul olduğundan, aynı zamanda diğer infeksiyonlara karşı koruyucu özelliği azalır.
    ·         Uykusuzluk, stres, yetersiz beslenme ya da kanser ve kanser tedavisinin diğer yan etkileri immün sistemi zayıflatabilir.
    ·         Kemoterapi kemik iliği ve immün sistemin diğer bölümlerinin işlevlerini bozabilir ve BKH üretimini azaltabilir.
    ·         Özellikle vücutta geniş alanlara ya da pelviste kemiklere, bacaklara, göğüs ya da abdomene uygulanan radyasyon tedavisi de kemik iliğini etkileyebilir.
    ·         Kemik iliğini doğrudan etkileyen kanserler (lösemi ya da lenfoma dahil) ya da kemiğe metastaz yapan (yayılan) kanserler (meme ya da akciğer kanseri gibi) normal kemik iliği hücrelerini baskılar ve BKH üretimini düşürür.
     
    Belirti ve semptomlar
    Kanseri ve nötropenisi ya da düşük BKH sayısı olan kişiler minör bir infeksiyonun ciddi hale dönüşmesi riskine sahiptir. İnfeksiyonlar herhangi bir yerden başlayabilir fakat yaygın görülen yerler ağız, deri, akciğerler, idrar yolları, rektum ve genital bölgedir (vajina gibi). Aşağıdaki infeksiyon belirtilerinden herhangi biri ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın:
     
    ·         Ateş (38.5C° ya da üzeri)
    ·         Üşüme ya da terleme
    ·         Boğazda acıma ya da ağızda yaralar
    ·         Abdominal ağrı (karın ağrısı)
    ·         İdrar yaparken ağrı ya da yanma ve sık idrara çıkma
    ·         Diyare ya da anüs çevresinde acıma
    ·         Öksürük ya da nefes darlığı
    ·         Bir kesik, yara çevresinde kızarıklık, şişlik ya da ağrı
    ·         Olağan dışı vajinal akıntı ya da kaşıntı
     
    Tedavi
    Bir kişinin nötropenisi varsa ya da toplam BKH sayısı düşük ise, doktor infeksiyon riskini azalmak için vücudun daha fazla nötrofil ya da diğer BKH tiplerini yapmasını desteklemek amacıyla filgrastim (Neupogen), pegfilgrastim (Neulasta) ya da sargramostim (Leukine ya da Prokine) gibi ilaçlarla durumu tedavi etmeye karar verebilir. Bir infeksiyon ortaya çıkarsa, hastalar antibiyotik ya da antifungal ilaçlarla tedavi edilebilir. Nötropeni ve ateş birlikte geliştiğinde (nötropenik ateş adı verilen) hastaların intravenöz (IV) antibiyotik almaları için hastaneye yatması gerekebilir. Nötropeni, kemoterapi ya da radyasyon tedavisi nedeniyle infeksiyon riski yüksek olan hastalar profilaktik (önleyici) antibiyotik ya da antifungal ilaçlar ile tedavi edilebilir.
     
    İnfeksiyonların önlenmesi için ipuçları
    Doktorunuzun önerdiği tedaviyi görmeye ek olarak, aşağıdaki öneriler infeksiyonların önlenmesine yardımcı olabilir:
     
    ·         İyi dinlenin ve dengeli bir diyet uygulayın.
    ·         Kalabalık yerlerden ve hasta insanlarla temastan kaçının.
    ·         Yiyecek, bardak, tabak ya da diş fırçası gibi diğer kişisel eşyalarınızı paylaşmayın.
    ·         Özellikle banyoyu kullandıktan sonra ve yemekten önce olmak üzere ellerinizi sık yıkayın.
    ·         Her gün duş alın ya da banyo yapın ve derinizin kuruyup çatlamasını önlemek için losyon kullanın.
    ·         Makas ya da bıçak gibi keskin araçları dikkatli kullanın ve kesiklerden kaçınmak için elektrikli tıraş makinesini kullanın.
    ·         Et, deniz kabukluları, yumurta dahil olmak üzere çiğ gıda yemeyin ya da çiğ meyve sebze yemekten kaçının ya da dikkatli yıkayarak yiyin.
    ·         Kedi kumunu değiştirmeyin ya da hayvan atıklarını ellemeyin.
    ·         Bahçecilik ya da özellikle temizlik yaparken olmak üzere ev işi yaparken eldiven kullanın.
    ·         Yumuşak bir diş fırçası ile dişlerinizi ve dişetlerinizi temizleyin, doktorunuz ya da diş hekiminiz önerdiiyse, infeksiyonu önlemek için bir ağız gargarası kullanın.

     
  • Kilo Kaybı


    Kilo kaybı kanserli kişiler arasında yaygındır ve sıklıkla kanserin fark edilen ilk bulgusudur. Kanseri olan kişilerin %40 gibi büyük bir oranı tanı zamanında açıklanamayan kilo kaybı bildirmektedir ve ileri kanseri olan hastaların %80'ine yakınında kilo kaybı ve kaşeksi adı verilen genel “tükenme” hali görülür. Kilo kaybı solid tümörü (meme ve prostat kanseri gibi) olanlarda kan kanseri (lösemi ve lenfoma gibi) olanlara göre daha yaygındır.
     
    Kilo kaybı yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı ve günlük işleri yapamama ile ilişkilidir. Kaşeksi görülen kişiler sıklıkla tedaviyi de iyi bir şekilde sürdüremez ve daha yoğun semptomlar ortaya çıkar.
     
    Nedenleri
    Kilo kaybı sıklıkla bir kişinin yemeği kesmesi (anoreksi adı verilen) ile başlar. Kilo kaybının kanser ile ilişkili diğer nedenleri aşağıdakileri içerir:
     
    ·         İmmün sistem ve metabolizma değişiklikleri.
    ·         Bulantı ve kusma
    ·         Konstipasyon
    ·         Ağız yaraları
    ·         Yutma güçlüğü
    ·         Tat duyusu kaybı
    ·         Depresyon
     
    Tedavi
    Kanser ile ilişkili kilo kaybının kontrolü kanseri olan kişinin rahatı ve kendini iyi hissetmesi açısından önemlidir. Aşağıdaki öneriler yardımcı olabilir:
     
    ·         Gıda tüketimini günde yaklaşık 450 kalori artırmak.
    ·         Baş ve boyun ya da özofagus kanserleri olan kişilerde yardımcı olabilen bir yöntem olarak doktordan gıdaların bir tüp aracılığıyla doğrudan mideye alınması yöntemini istemek.
    ·         Kanser tedavisi öncesinde hafif öğünler yemek ve gıdalardan tiksinmeyi (hoşlanmamayı) önlemek için proteinden zengin gıdalardan kaçınmak.
    Kişinin düzelmesinin beklendiği ve kısa süreli beslenme desteğinin gerekli olduğu durumlar dışında besinlerin bir intravenöz (IV) tüp ile verilmesi genellikle önerilmez.
    Doktorlar aşağıdaki ilaçları önerebilir
    ·         Megestrol asetat iştahı artıran, kilo artışına yardımcı olan ve kişinin iyilik halini artıran bir progesteron hormonudur.
    ·         Steroid ilaçları kişinin iştahını artırabilir; kişinin iyilik halini olumlu etkiler; bulantı, güçsüzlük ya da ağrıya yardımcı olabilir. Steroidler ciddi yan etkiler nedeniyle birkaç haftadan daha uzun kullanılmamalıdır.
    ·         Metoklopramid erken doymayı (yemeden tokluk hissetmek) önleyebilir.
    ·         Pankreatik enzim replasmanı (lipaz) vücudun yağı emmesine yardımcı olur.

     
  • Deri Sorunları


    Kanseri kişilerde kanser, kanser tedavisi ya da hastanede olmaktan kaynaklanan yaralar, döküntüler ve diğer deri sorunları ortaya çıkabilir. Bir kişinin deri sorunları ile baş etmesi özellikle güç olabilir çünkü bunlar kişinin vücudunda görünür değişikliklere neden olabilir.
    Deri sorunları akut (kısa sürede ortaya çıkar ve daha sonra geçer) ya da kronik (zaman içinde sürer) olabilir.

    Deri sorunlarının tedavi yönetiminde en iyi yol mümkünse onların önlenmesidir. Bu nedenle herhangi bir yara, ağrı, döküntünüz ya da deri ve tırnaklarla ilgili diğer sorunlarınız olduğunda, tedavinin hemen başlayabilmesi için en kısa zamanda doktor ya da hemşirenize bildirmeniz önemlidir.
     
    Çoğu deri sorununda doktorun yara iyileşmesinin gerçekçi bir hedef olup olmadığına karar vermesi gerekir. Bu gerçekçi bir hedef değilse, bu hedef de içerilmekle birlikte hastanın olabildiğince rahat ve ağrısız olabilmesi hedef haline gelir.
     
    Kanseri olan kişilerde yaygın olarak ortaya çıkan deri sorunlarından bazıları aşağıdadır:
     
    Kemoterapi ekstravazasyonu. Bu terim kemoterapinin toplardamar dışına sızmasını tanımlamak için kullanılır. İlaçlar intravenöz (IV) tüpün yerleştirildiği yerde deriye ya da temas ettiği bölgenin çevresindeki dokuya zarar verebilir, ağrı ve yanmaya neden olabilir. Kemoterapi sırasında ağrı ya da yanma normal olmayabilir ve hemen doktor ya da hemşirenize söylemeniz gerekir. Tedavi sırasında ekstravazasyon ortaya çıkarsa, infüzyon durdurulmalı ve yara temizlenmelidir. Hemşireler ve doktorlar yara bakımı yapacaklar ve evde nasıl bakım yapacağınız konusunda talimat vereceklerdir.
     
    Radyasyon tedavisi kaynaklı deri sorunları. Radyasyon tedavisi kanser hücrelerini öldürürken, bazı sağlıklı hücreleri de öldürür. Derideki hücreleri öldürdüğünde deride soyulmaya neden olabilir. Radyasyon tedavisinin derideki hasarı tedaviden 1-2 hafta sonra başlayabilir ve genellikle tedavi sona erdikten sonra birkaç haftada düzelir. Radyasyon tedavisinin yol açtığı deri hasarı sorun haline gelirse, doktorunuz tevdi dozu ya da şemasını değiştirebilir.
     
    Nekrotik yara. Bu çevresinde ölü deri ya da doku olan bir yaradır. Nekrotik bir yara ölü doku olduğu sürece iyileşemez. Ölü dokunun çıkarıldığı debridman adı verilen işlem bu tip yaraların tedavisindeki ilk adımdır. Debridman işlemi cerrahi girişim, enzim, jel ya da doktorunuz tarafından önerilen diğer yöntemleri içerir.
     
    Basınç ülserleri (yatak yaraları). Basınç ülserleri, vücudun bir bölgesinde sürekli basınç olduğunda oluşan yaralardır. Sıklıkla topuklarda ya da sakrumda (kuyruk sokumu) oluşur. Ülserlerin kalın vücudun kalın yağ tabakasına sahip bölgelerinde oluşma olasılığı daha düşüktür.
     
    Yatağa bağımlı hastalar için bir hava ya da su yatağı ülserlerin önlenmesine yardımcı olabilir. Düşük hava kaybı olan ya da hava-sıvı yatakları da yardımcı olabilir. İyileşmesi beklenmeyen basınç ülserleri için doktor ya da hemşire hastanın rahatı ve ağrı kontrolünü sağlayabilir ve ülserlerin kötüleşmesini önleyebilir.
     
    Malign yaralar. Bu yaralanmalarda kanser derinin bütünlüğünü bozar ve bir yara oluşmasına neden olur. Malign bir yaraya vücudun başka bir bölümündeki kanser ya da deri kanseri neden olabilir. Bu yaralar kötü kokulu olabilir, kanayabilir ve çok ağrılı olabilir.
     
    Malign yaralar yüksek infeksiyon riski taşır. Çok fazla miktarda sıvı ya da kan da sızdırabilir. Malign bir yaranın kokusu çok güçlü olabilir ve odaya kedi kumu, kömür gibi koku emiciler ya da tütsü, vanilya, sirke ya da kahve gibi başka bir koku konarak sorun giderilebilir  (Oda kokuları ve parfümler hastaları rahatsız edebilir ve bu yöntemlerden kaçınılmalıdır).
     
    Pruritus (kaşıntı). Kanser hastalarında pruritus en yaygın olarak lösemi, lenfoma, miyeloma ya da diğer kanserlerde ortaya çıkar. Böbrek ve karaciğer yetmezliği, tiroid sorunları, bir ilaç reaksiyonu ya da alerjik reaksiyon, kuru deri, kurdeşen ve diğer deri infeksiyonları da kaşıntıya neden olabilir.
     
    İlaç gibi bir irritana bağlı olarak ortaya çıkan pruritus, bu ilacın kullanımının kesilmesi ile tedavi edilebilir. Nemlendiriciler, antihistaminik ilaçlar, steroid ilaçlar ve soğutucu ya da ağrı kesici krem ya da jeller de kaşıntının geçmesine yardımcı olabilir.

     
  • Süperior Vena Kava Sendromu


    Süperior vena kava sendromu (SVCS), kanı baş, boyun, üst göğüs ve kollardan kalbe taşıyan majör toplardamar olan süperior vena kavanın kısmi blokajı ya da sıkışması nedeniyle gelişen bir semptom grubudur. Çoğu olguda SVCS'ye kanser neden olur.
     
    Nedenleri
    Kalbin sağ atriumuna (üst odacık) dökülen süperior vena kava, bir tümör göğüs içinde büyüyüp toplardamara baskı yaptığı zaman sıkışabilir. Süperior vena kava sendromuna en fazla neden olan kanserler akciğer kanseri, non-Hodgkin lenfoma ve göğse yayılan diğer kanserlerdir.

    Bazen başlangıçta süperior vena kava dışında başlayan bir tümör içeriye büyüyüp, toplardamarı işgal ederek blokaja neden olabilir. Süperior vena kava birçok lenf nodülüne (infeksiyon ile mücadele eden küçük, fasulye şeklinde organlar) yakın olduğundan, bu lenf nodüllerine yayılan her türlü kanser bunların büyümesine ve SVC sendromuna neden olmasına yol açar. Büyümüş lenf nodülleri toplardamarı sıkıştırır, kan akımını yavaşlatır ve tam blokaja yol açabilir. SVC sendromunun daha az yaygın bir nedeni, bir intravenöz kateter ya da bir kalp pili kablosunun toplardamarda neden olduğu bir trombozdur (kan pıhtısı).
     
    Semptomlar
    Semptomlar genellikle yavaş gelişir ve solunum güçlüğü ya da nefes darlığı, öksürük ve yüzde, boyunda, vücudun üst kısmında ve kollarda şişliği içerir. Nadiren hastalarda ses kalınlaşması, göğüs ağrısı, yutma güçlüğü ve kanlı öksürük ortaya çıkabilir.
     
    Nadir görülen şiddetli semptomlar göğüs ve boyundaki toplardamarların şişmesi, kollarda ve yüzde sıvı toplanması ve solunum hızı artışıdır. Şiddetli olgularda deri rengi siyanoz (oksijen eksikliği) nedeniyle mavileşir. Yine nadiren hastanın ses tellerinde paralizi ve/veya pupilde daralma, göz kapağında düşme ve yüzün yalnızca bir tarafında terleme kaybı ile karakterize olan Horner sendromu gelişebilir. SVC sendromu trakeayı (soluk borusu) tam olarak kapatacak biçimde hızlı gelişebilir. Bu durumda tıkanıklığın tedavi edilmesine kadar hastanın solunumu için bir solunum cihazı kullanılması gerekebilir. Daha yaygın görüldüğü gibi, blokaj yavaş geliştiğinde, diğer toplardamarlar fazla kanı taşımak için genişleyebilir ve semptomlar daha hafif olabilir.
     
    Tanı ve tedavi
    SVC sendromu belirtileri bir göğüs x-ray testi ya da göğüs bilgisayarlı tomografi (BT) taraması ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi diğer görüntüleme teknikleri ile görülebilir. Bununla birlikte bu testler ile SVCS tanısı konulamayabilir. Semptomlar hafif olduğunda, trakea blokajı olmadığında ve göğüsteki diğer toplardamarlardaki kan akımı iyi olduğunda, tedavi tanı netleşene dek başlamayabilir ya da tedavi gerekli olmayabilir. Çoğu olguda SVCS, altta yatan kanserin kemoterapi ya da doğrudan blokaja neden olan kitleye yönelik radyasyon ile tedavisi ile tedavi edilir.

    Semptomları azaltmak için uygulanan diğer kısa süreli tedaviler hastanın başının yükseltilmesi, şişliğin azaltılması için kortikosteroid verilmesi ya da vücuttaki aşırı sıvının atılması için diüretik kullanılmasını içerir.

    Daha seyrek olarak SVCS trombolizis (toplardamardaki bir kan pıhtısının parçalanma tedavisi), stent yerleştirme (kan akımının sağlanması için tüpe benzer bir aracın toplardamarın tıkanmış olan bölgesine yerleştirilmesi) ya da cerrahi (kanserin neden olduğu blokaja bypass yapılması) ile tedavi edilebilir.
     
    Hastalarla ile ilgili konular
    SVCS ciddi solunum sorunları neden olduğundan, acil bir durum olarak düşünülür. Olası SVCS semptomlarını öğrenin ve bu semptomlardan biri ortaya çıktığında hemen doktorunuza bildirin. SVCS ciddi bir durum olup semptomları korkutucu olmakla birlikte, çoğu kişide başarı ile tedavi edilir.
     
    Çocuklarda SVCS
    Çocuklarda SVCS yaşamı tehdit edebilir. Çocukların trakeası yetişkinlere göre daha küçük ve yumuşak olduğundan, hızla şişerek ya da büzülerek solunum sorunlarına neden olabilir. Çocuklarda yaygın görülen SVCS semptomları yetişkinlerdeki gibidir ve öksürük, ses kalınlaşması, solunum güçlüğü ve göğüs ağrısını içerebilir. Ne iyi ki, SVCS çocuklarda nadir ortaya çıkar.

     
  • Cinsel İşlev Bozukluğu


    Erkekler ve kadınlarda kanser ya da kanser tedavisi nedeniyle cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Erkek ve kadınlardaki yan etkiler farklıdır; bununla birlikte yaşadığınız semptomları doktorunuzla konuşmanız önemlidir. Karşılaşabileceğiniz cinsel sorunların tedavisine yardımcı olacak çeşitli seçenekler mevcuttur.

    Cinsel işlev bozukluğuna aşağıdakilerden biri ya da birkaçı neden olabilir:
     
    ·         Kanser cerrahisi, kemoterapi, ya da radyasyon tedavisinden kaynaklanan vücut değişiklikleri
    ·         Hormon değişiklikleri
    ·         Yorgunluk
    ·         Ağrı
    ·         Bulantı ve kusma
    ·         Libido (cinsel istek) azaltabilen ilaçlar
    ·         Rekürrens (kanserin tekrarlaması) korkusu
    ·         Stres
    ·         Depresyon
    ·         Anksiyete
     
    Kanserli kişilerin yaşadığı cinsel sorunlar genellikle dört kategoride toplanır:
    ·         Cinsel fantezi ve isteğin azalması ya da kaybı olan istek bozuklukları
    ·         Kadınlarda kayganlaşma ve şişme ve erkeklerde ereksiyon gibi cinsel uyarılmanın sağlanamaması ya da sürdürülememesini içeren uyarılma bozuklukları
    ·         Normal uyarılma ardından orgazmda gecikme ya da orgazm olamamayı içeren orgazmik bozukluklar (erkeklerde erken boşalma gibi)
    ·         Cinsel ilişki sırasında genital ağrıyı içeren ağrı bozuklukları
     
    Tanı
    Doktorunuzda dürüst biçimde cinsel sorunlarınızı konuşmanız önemlidir. Sıklıkla bu yaygın cinsel sorunların çözümü vardır. Doktorunuz size aşağıdakiler hakkında soru sorabilir:
    ·         Kanser öncesi cinsel aktiviteniz
    ·         Kanserin cinsel aktivitenizi nasıl değiştirdiği
    ·         İlişkinizdeki mevcut ya da potansiyel sorunlar
     
    Doktorunuz bir kanser tedavisine verilen tipik reaksiyonları açıklayabilir ve bazı durumlarda sizi cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde uzmanlaşmış bir sağlık uzmanına sevk edebilir.
     
    Cinsel yan etkilerin tedavi yönetimi
    Vajinal ağrı ya da kuruluğu olan kadınlar için aşağıdaki öneriler yardımcı olabilir:
    ·         Hormon replasman tedavisi ( yalnızca hormon tedavisinden etkilenmeyecek kanserler için)
    ·         Vajinal nemlendiriciler ya da kayganlaştırıcılar
    ·         Vajinanın yavaşça açılmasına yardımcı olan vajinal dilatatörler
    ·         Anestezik jeller (ağrı için)
     
    Ereksiyon sorunu olan erkeklerde aşağıdaki öneriler cinsel isteği ve gücü artırmaya yardımcı olabilir:
    ·         Ereksiyonun sağlanması ve korunmasına yardımcı olan ilaçlar
    ·         Penis implantları
    ·         Peniste kan akımını artıran ilaçlar
    ·         Herhangi bir ilaç kullanmadan önce potansiyel riskleri ve yan etkileri hakkında doktorunuzla konuşun.

     
  • Diyare


    Diyare (ishal) sık, yumuşak ya da sulu gaitaya yol açan bağırsak hareketleridir. 
    Kemoterapi, pelviste radyasyon tedavisi ya da kanserin kendisi nedeniyle ortaya çıkabilir. Diyare kemik iliği transplantasyonu yapılmış kişilerde graft-versus-host hastalığı (GVHD) nedeniyle de gelişebilir.

    Diyare Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından saptandığı gibi, aşağıdaki evrelere göre hafiften şiddetliye kadar tanımlanabilir:
     
    ·         Evre 0 gaita sıklığında artış, fakat diyare yok
    ·         Evre 1 günde dörtten fazla olacak şekilde artış
    ·         Evre 2 günde 4-6 kez ya da nokturnal (gece) gaita
    ·         Evre 3 günde yediden fazla gaita ya da inkontinans ya da dehidratasyonun tedavisi için intravenöz (IV) sıvı gereksinimi.
    ·         Evre 4 yoğun bakım gerektiren şiddetli bir durum.
     
    Tedavi
    Diyarenin önlenmesi ya da erken tedavi edilmesi kişiyi Dehidratasyon ve gelişecek diğer sorunlardan korumaya yardımcı olabilir. Aşağıdaki öneriler hafif (evre 1 ya da 2) diyarenin tedavisine yardımcı olabilir:
     
    ·         Kafein, alkol, süt ürünleri, yağ, lif, portakal suyu, kuru erik suyu ve baharatlı gıdalardan kaçının.
    ·         Laksatif, metoklopramid (Reglan, kusma ve konstipasyon önlemek için kullanılır) ve gaita yumuşatıcılarını kullanmaktan kaçının.
    ·         Az ve sık öğünler halinde yemek yiyin.
    ·         Dehidratasyonu önlemek için bol miktarda su ve diğer sıvıları tüketin. Şiddetli dehidratasyonu olan kişilerin IV sıvı almaları gerekebilir.
    ·         Diyare kemoterapi nedeniyle geliştiğinde ve şiddetli olduğunda, doktorunuzdan kemoterapi şeması ya da dozunu değiştirmesini isteyin.
    ·         Doktorunuzdan diyare için ilaç isteyin. Oktreotid (Sandostatin) kemoterapi nedenli diyare tedavisinde kullanılabilir. Pelvik alana uygulanan radyasyon tedavisinin neden olduğu diyarenin önlenmesi için onaylanmış ilaç bulunmamakla birlikte bazıları için çalışma yapılmaktadır. Diyare diyetinizde değişiklik yaptıktan sonra da sürerse, opioid ilaçlar diyarenin düzelmesine yardımcı olabilir.
     

  • Ağrı


    Ağrı kanserli kişilerde yaygın görülen bir semptomdur. Tanı zamanında kişilerin %30- 40’ında ağrı mevcuttur. Kanserin yayılması durumunda kişilerin %65-85’inde ağrı vardır ve kanser ağrılarının yaklaşık %95’i başarı ile tedavi edilebilir. Ağrı kanserin yorgunluk, güçsüzlük, nefes darlığı, bulantı, konstipasyon, uyku bozukluğu, depresyon, anksiyete ve mental konfüzyon (akıl/zihin karışıklığı) gibi diğer bulgularının daha kötüleşmesine neden olabilir.
     
    Bununla birlikte, kanseri olan kişilerin bazıları sağlık hizmeti ekipleri ile semptomlarını paylaşmadıklarından ya da ağrı giderici olarak kullanılan ilaçlar hakkında kaygıları olduğundan ağrı giderici stratejilerden yarar göremez. Doktorunuz ya da hemşireniz ile ağrınız hakkında konuşmanız önemlidir; ağrınızın giderilmesi için bir plan geliştirebilirler.

    Nedenleri
    Ağrı tümörün kendisinden ya da kanser tedavisinin sonucu olarak ortaya çıkabilir.

    Tümör.
     Bir tümör büyür ve kemik ya da diğer organlara yayılırsa, sinirlere baskı yapıp onlara hasar verebilir ve ağrıya neden olur. Kanser omuriliğe yayılır ya da omurilik çevresinde büyürse, omuriliğin sıkışmasına neden olarak şiddetli ağrıya ve tedavi edilmezse paraliziye yol açabilir.

    Cerrahi.
     Kanser cerrahisine bağlı ağrının ortaya çıkması normaldir. Ağrıların çoğu kısa bir sürede geçer fakat bazı insanlar kalıcı sinir hasarı nedeniyle aylar hatta yıllarca ağrı çekebilir.
     
    Radyasyon tedavisi. Ağrı radyasyon tedavisi sonrası gelişebilir ve kendiliğinden geçebilir. Özellikle göğüs, meme ya da omuriliğe uygulanan radyasyon tedavisinden aylar ya da yıllar sonra da ağrı gelişebilir.
     
    Kemoterapi. Bazı kemoterapiler el ve ayak parmaklarında hissizlik ile birlikte ağrıya neden olabilir. Genellikle bu ağrı tedavinin bitmesi ile sona erer fakat bazen hasar kalıcı olabilir.
     
    Tanı
    Ağrınızı en iyi siz bilirsiniz. Ağrı tedavisinde doktorun işi sizi dinlemek, size inanmak, bir çözüm sunmak ve ağrı sürdüğü sürece bu süreci tekrarlamaktır. Doktorunuz size ağrınız hakkında aşağıdaki soruları sorabilir:
     
    ·         Nerede hissediliyor
    ·         Ağrı ne zaman başlıyor ve kesiliyor
    ·         Ne kadar sürüyor
    ·         Ağrı ne kadar yoğun
     
    Doktor 1 -10 arasında derecelendirilmiş bir ölçek ya da yanıcı, batıcı ya da zonklayıcı gibi ağrıyı tanımlamanıza yardımcı olacak sözcükler kullanarak ağrınızı tanımlamanızı isteyebilir.
     
    Ağrı yönetimi
    Doktorlar ağrıyı birkaç yol ile tedavi edebilir:
    ·         Ağrı kaynağını düzelterek; tümörü tedavi etmek ya da inflamasyonu azaltmak gibi
    ·         Genellikle ağrı kesici ilaçlarla ağrı algısının değişmesini sağlayarak
    ·         Spinal tedavi ya da sinir blokajı ile ağrı sinyallerinin beyine gitmesini engelleyerek
    Ağrı kaynağı ve kişinin sağlık durumuna bağlı olarak ilaç ve tedavi yollarına ilişkin birçok farklı kombinasyon mevcuttur. Genellikle doktorlar ağrıların çoğunu nasıl tedavi edeceklerini çoğu zaman bilir. Bazen, daha yoğun ağrıların tedavi yönetiminde hastalara yardımcı olacak bir kaynak olarak ağrı ve palyatif bakım uzmanları (kanserli bir kişinin fiziksel, ruhsal, psikolojik ve sosyal gereksinimlerine yanıt veren uzmanlar) mevcuttur.
     
    Ağrı ilaçları
    ASCO Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-World Health Organization (WHO)) tarafından geliştirilmiş ağrı basamak tedavisinin kullanılmasını önermektedir. Bu sistem kullanılarak, hafif - orta derece arasındaki ağrı hafif ağrı kesicilerle (analjezikler) tedavi edilir, ağrı derecesi orta ya da şiddetli hale geldiğinde morfin gibi opioid ilaçlar kullanılır. Ağrı ilaçları ilaca ve hastanın genel durumuna bağlı olarak çeşitli yollarla verilebilir:
     
    ·         Ağızdan (oral)
    ·         Dilaltı ya da yanak içi
    ·         Deri altı
    ·         Toplardamar içine (intravenöz ya da IV)
    ·         Omurga içine ya da omurga çevresine
    ·         Rektumdan
     
    Sıklıkla doktorlar hastalara hasta kontrollü analjezi (PCA) adı verilen ve hastaların ilaç salınımını kontrol edebildikleri bir araç verecektir. Ağrı ilaçları düzenli alınan ağrı ilaçları sırasında aniden şiddetlenen ağrı ( atak ağrısı adı verilen) için uygun "kurtarma" dozları ile birlikte genellikle saat dikkate alınarak verilir.
     
    Yan etkiler
    Özellikle opiyatlar olmak üzere ağrı ilaçları konstipasyon, bulantı, uyuşukluk, konfüzyon ya da halüsinasyona neden olabilir. Birçok yan etki diğer ilaçlarla önlenebilir (konstipasyon gibi) ya da tedavi edilebilir. Bazı durumlarda doktor bu yan etkileri en aza indirmek için ilacı başka bir ilaç ile değiştirebilir.
     
    İlaçsız ağrı tedavisi yönetimi
    Birçok kişi ilaçların yanında diğer yöntemleri ağrı kontrolüne yardımcı olduğunu düşünmektedir. Doktorunuz ağrınızın tedavisinde birden fazla yöntem kullanarak size yardımcı olabilir. Doktorunuzla daha önce size iyi gelen yöntemler hakkında konuşmalısınız.
    ·         Fizik tedavi ya da meşguliyet tedavisi protez, atel ya da askı gibi araçları kullanırken duyacağınız ağrıyı gidermekte yardımcı olabilir.
    ·         Gevşeme, dikkati başka tarafa yönlendirme, hipnoz ya da biyolojik geri bildirim (insanların kalp atımı gibi vücut yanıtlarını kontrol etmek için zihinlerini kullandıkları bir yöntem)
    ·         Beslenme desteği
    ·         Akupunktur
    Doktorunuz ya da bir ağrı uzmanı ağrı kontrolüne ilişkin bu yöntemler hakkında daha fazla bilgi edinmenize yardımcı olabilir.



« Geri

İçerik Ortaklarımız